Osmanlı sarayında kütüphanecilik yapmakta olan Ürgüplü Tahsin Ağa tarafından devrin sultanı Abdülmecid’in izni ile kurulmuş olan Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne 1943 yılında 23 yaşında genç bir memur atanır. Çalışmakta gönlü olmayan memurların hayallerini süsleyen bu iş, Genç Mustafa için farklı anlamlar barındırmaktadır. Önce kütüphanedeki kitapları elden geçirir ve düzenlemelerini yapar. İşe başlayalı bir hafta olmuştur ama henüz hiç kitap almaya gelen olmamıştır…
Sorun gün yüzüne çıkmaya başlar. Genç Mustafa, kendisinin geleceğe örnek bırakacağı muhteşem bir projenin başlangıcındadır. Sorunu etraflıca analiz eder. Okuyucuların kütüphaneden haberdar olmadığını düşünür.

Gittiği her yerde, gördüğü herkese kütüphaneyi anlatır ve onları davet eder. Özel sektörün henüz gelişmediği yıllarda devlet memurluğu harika bir iştir. Bu şekilde düşünen diğer memurlar:
– Neden bu kadar çabalıyorsun? Gelen olmasa da maaşını alacaksın? Daha fazla kişi gelince maaşın artmayacak ya? şeklinde eleştirilerini dile getirirler.
Mustafa, işinin hakkını vermek ister. Okumanın tadını almış biri olarak başkalarının da bu lezzeti tatmasını ister. Bu tür telkinler onu hedefinden döndüremeyecektir.
Artık sorun belirlenmiştir. Kütüphanenin ziyaretçisi yoktur. Kitaplar raflarda beklemektedir. Kitaplarla okurların arasındaki mesafe çok açıktır. Bu mesafenin kapatılması, kitaplarla, okurların buluşturulması gerekmektedir. Sorun ve hedef analizi tamamlandığına göre sırada strateji analizi ve faaliyetlerin belirlenmesi vardır.
“Madem ki okurlar kitaplara gelemiyor, kitaplar okurlara gitsin.” diye düşünür. O dönemde yaygın kullanılan taşıma araçları eşeklerdir. Genç Mustafa, kütüphanesine bir adet eşek alınmasını talep eder. Bu çabası oturduğu yerden maaş alan amirler tarafından hoş karşılanmaz. “Eski köye yeni adet” getirmek isteyen Genç Mustafa’ya türlü zorluklar çıkarırlar. Genç Mustafa; fikrine sahip çıkar ve kütüphanenin ilk taşıyıcısına; Yüksel’e kavuşur.
Proje yürütücüsü, sağlam dayanaklar üzerine kurulu projesinde hedefe ulaşmak için azimle yoluna devam etmelidir. Projelerden olumlu etkilenenler olacağı gibi olumsuz etkilenenler de olacaktır. Olumsuz etkilenecek olan bu kişilerin olası engellemelerine karşı hazırlık yapılmalı ve mümkünse onları da projenin hedefine katkı sağlar hale getirmelidir.
Alınan ilk eşekle projenin ilk faaliyeti de başlamıştır. Yaklaşık 200 adet kitap alan iki adet sandık yaptırır. Sandıkların üstüne “Kitap İare Sandığı” yazar. Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar. “Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.” yazısını da kütüphane girişine asar.
Genç Mustafa insan psikolojisine meraklıdır. Hedef grup analizini çok iyi gerçekleştirmiştir. Sandıklara köyde yaşayanların ilgisini çekecek kitapları daha fazla yerleştirir. “Battal Gazi”, “Yunus Emre” içerikli kitaplar kısa sürede ilgi çekmeye başlar.
Bir gittiği köye tekrar on beş gün sonra tekrar gitmektedir. Böylece okudukları kitapları geri alır ve yenilerini verir. Bu süre içinde erkenden bitirenlere de aralarında değiştirmelerini öğütler.
Beş eşek, üç at ve iki katır ile köylere kitapların ulaşımı sıklaşır ve zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar. Ancak hedef grup içinde yer alan kadınlar, hala gelmemektedir. Projenin ikinci faaliyeti de yerine getirilir: sponsorluk faaliyeti. O dönemin kadınlar gözünde çok değerli iki dikiş makinesi markası olan Zenith ve Singer firmalarından dikiş makinesi ister ve firmaların isimlerini kütüphane girişine asar.
Böylece hem bütçe sorununu aşmış hem de kütüphaneye gelmek için bir neden oluşturmuştur. Salı günlerini kadınlara ayırır. Kadınlar kumaşlarını alıp kütüphaneye gelirler. Kadın sayısı arttıkça makineler yetmez olur ve diğer kadınlar beklemeye başlar. Mustafa’nın da istediği budur: Bekleyen kadınların eline onların ilgisini çekebileceğini düşündüğü kitapları tutuşturur.
Bu sırada bir sorun daha gün yüzüne çıkar. Dikiş amaçlı gelen kadınlar arasında okuma-yazma bilmeyenler de vardır. Mustafa’nın bir diğer projesi de böylece başlar. Kadınlar, okudukça kendilerini geliştirir. Aradan kısa bir süre geçer ve halıcılık kursu açar. Kütüphane; kabuk değiştirmiş ve halk eğitim merkezi halini almıştır. Bölgede halıcılık canlanır ve yeni gelir kaynakları ortaya çıkar. Mustafa Bey; okur sayısını artırmak için bir sinema düzeneği oluşturur ve yalnızca kitap alanları içeri alır. Böylece sinema tutkusu olanlara kitap okuma alışkanlığı da kazandırmayı amaçlar.
Bu durumdan rahatsız olanlar, uyguladıkları baskıyla Mustafa Güzelgöz 1972 yılında emekli olur. Mustafa Güzelgöz, projesini büyük bir başarıyla tamamlamıştır. Projelerin yaygınlaşma etkisi önemlidir. Eşekli kütüphane bu etkisini çok ilerilere taşımıştır. Yaklaşık üç çeyrek asır geçmesine karşın bu proje birçok açıdan anlatılmaya devam etmektedir.
Mustafa Güzelgöz’ün projesi; Fakir Baykurt’un “Eşekli Kütüphaneci (2000)” romanında yer almış, TRT’de belgesel olmuş, Tayfun Talipoğlu ile yaptığı röportajla milyonlara duyurulmuştur. Aydın İleri ve Tayfun Talipoğlu tarafından “Eşekle Gelen Aydınlık” (2006) kitabında ve Ahmet Şerif İzgören kaleminden çıkan “Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı” kitabında Mustafa Bey farklı coğrafyalardan okurlara ulaşmaya devam etmiştir.
Mustafa Bey, kütüphanedeki kitap sayısını 150 bin cilt kapasitesine çıkarmış ve bunların 100 bin adedinin köylerde elden ele dolaşmasını sağlamıştır. Mustafa Bey’in kütüphane dışında çok çeşitli projeleri de olmuştur. Spor teşkilatı kurması, birçok insanı ilk defa sinema ile tanıştırması, fotoğrafçılık ve kooperatifçilik alanında yaptığı projeler bunlardan bazılarıdır.
Mustafa Güzelgöz’ün hayatı “girişimcilik”, “inovasyon”, “eğitim” gibi birçok alanda örnek gösterilebilir. Ben de proje kültürü açısından değerlendirmeye çalıştım. Gerçek bir soruna, kalıcı bir çözüm üretmek istendiğinde; başarının önünde engellerin duramayacağını göstermek istedim.
Mustafa Güzelgöz gibi dünyaya güzel gözlerle bakan proje yürütücülerinin sayısının artması temennilerimle…