“Yatırımcı” kelimesini ilk duyduğumuzda aklımıza sanırım bildik büyük işletme sahipleri geliyor. Finansal tabloları inceleyen, gelecek projeksiyonları yapan, risk-getiri hesabı çıkaran, nakit akışlarını iskonto eden insanlar… Hisse senedi alanlar da gelebilir.
Ama çok azımızın aklına çiftçiler gelir. Belki de benim gibi çok az kişinin aklına gelmiştir…
Önceki yazılarımı okuyanlar artık bu tür çıkışlarıma şaşırmıyordur sanırım. Çok fazla bakılmayan yerlere bakmamız gerektiğini düşünüyorum.
Şimdi farklı bir açıdan bakalım.
Bir çiftçi bugün eline bir fidan aldığında, onu toprağa diktiği gün meyve beklemez. Çoğu zaman beş yıl sonra meyve vereceğini bilir. Belki daha da uzun sürecektir.
Ama oturup her gün “Ya beş yıl sonra bu ağaç meyve vermezse?”, “Ya meyvenin fiyatı düşerse?”, “Acaba bunu söküp maydanoz mu eksem?” diye düşünmez.
Fidanı diker ve hayatına devam eder. Başka işlerini yapar, başka ürünler yetiştirir, hayvanlarıyla ilgilenir. Ama fidanını da unutmaz. Sulaması gerekiyorsa sular. Gübrelemesi gerekiyorsa gübreler. Budaması gerekiyorsa budar. Gereken ilgiyi ve emeği verdikten sonra bekler. Çünkü yatırımın doğasını bilir.
Modern yatırımcılık anlatısı ise geleceğe ait mümkün olduğunca fazla veri toplamayı, tahminler yapmayı ve yatırımın geri dönüş süresini hesaplamayı öne çıkarıyor. Teoride bu çok doğru. Ancak geleceği tahmin etmek giderek zorlaşıyor. Kur, faiz, enflasyon, enerji maliyetleri, jeopolitik gelişmeler, teknoloji, tüketici davranışları, tedarik zincirleri, regülasyonlar…

Değişim dalgaları artık çok daha sık.
Burada çiftçilerin hayatına bakalım.
Çiftçinin önümüzdeki yıl yağışın ne kadar olacağını kesin olarak bilme şansı yoktur. Don olup olmayacağını, gübre maliyetlerini veya ürününün hangi fiyattan satılacağını da bilemez. Üstelik tarım, çiftçinin kontrolü dışında kalan sayısız faktörden etkilenir. Ama çiftçi yatırım yapmaktan vazgeçmez.
Çiftçi; toprağını bilir. Mevsimi takip eder. Koşullar elverdiğinde emeğini esirgemez. Risk varsa önlem alır. Gerekirse toprağı nadasa bırakır. Kışın don ihtimali varsa önceden önlem alır. Ürününü tek bir riske bırakmamaya çalışır. Yaz geceleri sivrisineklerin kanından beslendiği anlarda o mısır tarlasını domuzlardan korumak için nöbet tutar.
Çiftçi geleceği kesin olarak bildiği için değil; belirsizliğe rağmen yatırım yapar.
Bence gerçek yatırımcılığın özü de tam olarak budur.
Hisse senedi piyasasında uzun vadeli yatırımcıyı düşünün. Bugün bir hisse alır. Yarın yükselmedi diye satmaz. Şirketin temelini, iş modelini ve gelecekte değer üretme kapasitesini bilir.
Çiftçi de toprağına böyle davranır. Bir yıl ürünün fiyatı düştü diye toprağını satmaz. Koşullar kötüleştiğinde gerektiğinde bekler, gerektiğinde yöntemini değiştirir. Ama asıl işinden vazgeçmez. Çünkü “Benim işim bu.” der.
Bence sanayicinin öğrenmesi gereken en önemli davranışlardan biri de budur.
Peki kaç sanayi işletmesi gerçekten güncel bir risk analizi yapıyor?
Kaç tanesi gelecekte ihtiyaç duyacağı insan kaynağını bugünden yetiştirmeye çalışıyor?
Kaç tanesi çalışanlarını birer maliyet kalemi değil, yıllar içerisinde değer üretecek birer varlık olarak görüyor?
Kaç sanayici, insan kaynağının gelişimi için sabırla yatırım yapıyor?
Bazen bunun tam tersini görüyoruz. İşler iyi giderken bir miktar sermaye birikir. Araba yenilenir, evdeki eşyalar yenilenir, güzel bir tatil yapılır. Sonra başka bir sektörde daha yüksek kâr fırsatı görülür ve yeni bir alana girme iştahı oluşur.
Ana iş henüz kurumsallaşmadan, insan kaynağı geliştirilmeden, riskler yeterince yönetilmeden… Bu bana ilginç bir çelişki gibi geliyor. Çünkü Boğaziçi Üniversitesi’nde işletme eğitimi alırken dünyanın ölçeğinde başarılı kabul edilen işletmeler üzerinden şunları öğrendim:
Önce ana işi güçlendir.
Rekabet avantajını koru.
İnsan kaynağına yatırım yap.
Risklerini analiz et.
Uzun vadeli değer yarat.
Fakat bugün geriye dönüp baktığımda çok ilginç bir şey görüyorum:
Derslerde dünya ölçeğindeki örnek işletmeler üzerinden anlatılan yatırımcı davranışlarının önemli bir bölümünü,çiftçilerde çok daha doğal bir biçimde görüyorum. Çünkü çiftçinin yatırım konusunda çok temel bir bilgisi var:
Toprak, bugün diktiğiniz şeyden çok yarın elde edeceğiniz değerdir. O değeri elde etmek için sadece yatırım yapmak yetmez. Yatırıma iyi bakmak, değere ulaşması için sabretmek, olası engeller için önlemler almak, riskleri doğru değerlendirmek gerekir.
Belki de işverenlerin insana bakışında da biraz çiftçileşmeye ihtiyacımız var. Bir çalışanı işe aldığımız gün ondan meyve beklememeliyiz. Onu yetiştirmeli, gerektiğinde dinlendirmeli ve büyümesine izin vermeliyiz.
Çünkü insan da bir yatırım gibi, bir anda değer üretmez. Gelecekte ne kadar değer üreteceğini bugünden kesin olarak hesaplamak mümkün değildir. Ama bu, yatırım yapmamamız için bir gerekçe değildir.
Tam tersine, belirsizliğin arttığı dünyada insan kaynağına yapılan uzun vadeli yatırımın değeri daha da artmaktadır.
Çünkü geleceği tam olarak tahmin edemediğimiz bir dünyada, geleceğe hazırlanmanın en güçlü yolu geleceği tahmin etmek değil, değişen koşullara uyum sağlayabilecek insanları yetiştirmektir.
Belki de gerçek yatırımcı, geleceği en iyi tahmin eden kişi değildir.
Geleceği bilemeyeceğini kabul ettiği halde bugün doğru yere yatırım yapabilen kişidir.
Tıpkı fidanı toprağa diken çiftçi gibi…
Buradan bakınca kim daha yatırımcı kişiliğe sahip diye sorsanız ben çiftçi derim. Ya siz?