Bir yönüyle mükemmel bir donanımla dünyaya gelen insan, diğer taraftan son derece aciz bir varlık olarak yeni âlemine gözlerini açar. Daha ilk nefesiyle attığı “Yardım Edin!” çığlığı ile ilk yardımını ister çevresinden. İçinden çıktığı o küçücük yaşam alanının sunduğu sıcaklığı annesinde bulur ve ağlamaya kısa bir ara verir.
Acizliğimizle yüzleştiğimiz bu dünyada ilk öğrendiğimiz eylem yardım istemektir. Öyle ki konuşacağımız ana kadar ağlayarak yardım ederiz. Bazıları konuşmaya hiç yanaşmaz ve “ağlamaya” devam ederler. Böylece yardım almanın rahatlığını ömür boyu yaşamak isterler.
Şefkatli bir ailede bütün sorunları büyükleri tarafından çözülen bireyler, ömür sermayelerini tükettikçe yardım isteme davranışları da alışkanlık hâline gelir.
Dünya bir denge üzerine yaratılmıştır. Her şey çift olarak yer almaktadır. İyi-kötü, güzel-çirkin, genç-yaşlı… Yardım isteyen-yardım eden…
Bir yerde insanlardan yardım isteyen biri varsa, orada yardım edebilecek en az bir kişi daha var demektir. Yardımlaşmak güzeldir. Ancak tadında… Dünyada yer alan bir çifti daha hatırlayalım: Başkalarına yük olan-başkalarının yükünü alan…
Hayatımızın her alanında gözlemlediğimiz başkalarına yük olma konusunu “İşletme Kültürü” odaklı eğitimlerde işlemeye çalışıyorum. Sahneye, birbirine temas etme konusunda rahatsızlık hissetmeyecek iki arkadaş davet ediyorum. Bir tanesi sağlam bir şekilde duruyor. Diğeri sırtını ona yaslamış; öyle ki tek başına ayakta duramıyor. Yere düşmemek için dik duran arkadaşından yardım almak zorunda…

İşletmelerde sık görülen bir durumdur. Bazı çalışanlar, anne ve babalarının “Başkalarına muhtaç olmayasın!” duasına öyle inanmışlar ki yardım istemekten kaçar durumdalar. Her işlerini kendileri çözmenin gayretindeler… Bazıları da var ki “Sen bu işi daha iyi yapıyorsun, benim öğrenmeme gerek yok!” duygusuyla hiç çaba sarf etmeden yardım isteyenler…
Eğitimlerimde, iş hayatında “dik duruş” sergileyenler ile “sırtını başkalarına yaslayanların” nasıl göründüğünü katılımcılara göstermek istiyorum. Öyle ki sırtına yaslandığımız arkadaşımızı nasıl hareket edemez hâle getirdiğimiz anlaşılsın. Onun da görevleri, sorumlu olduğu işleri var. İyi niyetli bir şekilde yaptığı yardımı sürekli hâle getirmeye gerek yok. Diğer taraftan sırtını yaslayan arkadaşlarımız da hareket edemiyorlar. Öyle yaslanmışlar ki doğrulup bir adım dahi atamıyorlar. Sonuçta işletme hareketsiz kalıyor. Sahne rakiplere bırakılıyor…
Hatırlayalım… Bebekler, anne kucağındaki rahatlarını bırakıp yere inmek isterler. Emeklemekle başlayan sürecin sonunda kendi ayakları üstünde durmak isterler. Bir yaşında dik duruş sergileme odaklı hedefimizi hatırlayalım ve kendi ayaklarımız üzerinde duralım.