Dertli Patron

Okuma Süresi: 3 dk.

Arkadaşlarımızla bir mekanda, sohbeti koyulaştırmışız. Arkadaşım telefonunun ısrarlı çalması karşısında “İzninizle…” diyerek yanıtlıyor. Yakınlarda olduğunu anladığı arkadaşının da ilgisini çekeceğini düşünmüş olmalı ki bizlere katılması için davet ediyor. Kısa süre sonra misafirimiz de bizlere katılıyor. İşlerinde sürekli daha iyisini kovalayan bir ekibin sohbeti de dolu dolu ve bir o kadar da keyifle ilerliyor. Ortamda yönetim danışmanı, işletme sahibi, akademisyen olunca misafir arkadaşımız sohbete katılarak dertlerini bir bir dökmeye başlıyor: 

  • “Bakmayın “patron” olduğuma, ağız tadıyla geçirdiğim bir hafta tatilim bile yok!” 
  • “Nasıl yani?” Kendi işinin patronu olacaksın ama ağız tadıyla tatil yapamayacaksın?
  • Maalesef… Durum bu…
  • Odanızdan kameraları izliyor musunuz?
  • Evet
  • İşyerine yarım saat geç gitsen; sanki kimse çalışmıyor gibi mi hissediyorsun?
  • Evet, o nedenle işe en erken ben gidiyorum. 
  • Ekibinize verdiğiniz işleri takip etmekten ileriye bakamıyorsunuz sanırım.
  • Sanki düşüncelerimi okuyorsunuz. Aynen öyle maalesef. Çalışanlarıma verdiğim görevleri takip etmekten o kadar yoruldum ki iş elbiselerini giyerek kendim yapmayı az düşünmedim.
Fotoğraf: Andrea Piacquadio (pexels)

Misafirimiz içini dökerken bir anda ortaokul yıllarımı anımsadım. Bir cismi düz bir zeminde hareket ettirmek için ya itecek ya da çekecektik. “Nerden geldi şimdi aklıma?” diye geçirdim içimden. 

Anılarım yakalamıştı bir kere ve bu defa biyoloji dersine götürdü. Öğretmenime, banyodan çıkınca parmaklarımızda oluşan buruşukluğu sorduğumda: “Derimizin geçirgen yapısı nedeniyle vücudumuz, bulunduğu ortamla uyum sağlamak için dış ortamdan su çeker” demişti. 

İnsan beyni çok ilginç gerçekten. Arkadaşımız yaşadığı zorlukları anlatırken benim aklıma neden bu iki konu gelmişti? “Mutlaka bir bağlantısı olmalı.” diye düşündüm.

Arkadaşımıza daha fazla soru sormaya gerek kalmamıştı. Birçok işletmede görülen ana sorunlardan biri, bütün haşmetiyle karşımızda duruyordu: “Sistemsizlik”

Sistemini kuramamış işletmelerde, çalışana bağımlılık gözleniyor. Kişiye göre işlerin şekillendiği işletmeler kırılgan bir yapıya sahip oluyor. Çalışan tercihinde ağırlıklı olarak eş, dost, tanıdık tercih ediliyor. Sistemin olmadığı yerde “kişiye güven” öne çıkıyor. 

Sistem şeffaftır, gizlediği bir gündemi yoktur. Ama insanın, saati saatini tutmaz. Sistemini kuramayan işletmelerin öne çıkan ana sorunlarından biri “Güvensizlik”tir. Güvensizliğin  yerleştiği işletmelerde başarı “tesadüf” olarak görülür. 

“Güvensiz” ortamlarda hedeflerin belirgin ve herkes tarafından benimsenmiş olduğunu göremiyoruz. Patronlar sermayelerini artırma hedefiyle yol alırken, çalışanlar daha az zahmetle daha fazla gelir elde etme amacı güderler. Aynı hedefe inanmayan tarafların olduğu böyle bir işletmede patron, bazen “iterek”, bazen de “çekerek” çalışanlarını harekete geçirmek ister. Onları harekete geçirmek için “Gözüm üzerinizde!” mesajı vermek ister. Belirli aralıklarla çalışanlarını odasına çağırırlar. Odadaki kameralardan izlendiklerini gören çalışanlarının, izlendiklerini bilerek daha fazla çalışmalarını beklerler.

“İnsan bedeninin” mükemmelliği her yeni keşfimde beni daha fazla büyülemektedir. “Buruşmuş parmaklar”, itip çekmeden dengenin sağlandığını gösteriyor. Hücrelerin çevrelerindeki değişikliklere karşı kendi dengelerini koruma durumu “Homeostasis” olarak tanımlanıyor (Bernard, 1865). O halde dengeli bir sistem kurmak için çok uzağa değil; bedenimize bakmamızı yeterli görüyorum. 

Misafirimiz teşhisi kabullenmekte zorlanıyordu. Çünkü patron oydu ve en doğru kararı kendisi alıyordu. Ancak teşhisi çok da haksız bulamıyordu. O kaçınılmaz soru geldi: 

  • Hocam bu derdin dermanı nedir?
  • Çözümün ilk adımı, sorunu kabullenmek. “Kişiye göre iş” tekniğinden vazgeçmeniz gerekiyor. Sorunları listeledikten sonra ulaşılabilir hedeflerin belirlenmesi gerekiyor. Hedeflerinizi çalışanlarınızla paylaşın, görüşlerini alın. “Ekip” olun. Ekip tarafından benimsenmiş hedeflere en başta siz uyun. Unutmayın sizin inanmadığınız hedeflere kimseyi inandıramazsınız. 

Misafirimiz tünelin sonundaki ışığı görmüş olduğu için sorularını art arda sıralamak istiyordu. Ancak yalnızca masa başında konuşarak sistem kurulmuyor; harekete geçmek gerekiyordu. 

  • Nasıl sistem kuracağız? Nereden başlamayım? 
  • Öncelikle kim olduğunuzu öğrenmekle başlayın. “Güvenlik Görevlisi” misiniz? Yoksa takım lideri mi? 
  • Nasıl yani! 
  • Bir işletmede kamera ekranı olacaksa, güvenlik odasında olmalı. Patronun odasında veri izlenir; insanlar ve mekanlar değil. 

Biraz sarsıcıydı ama hastalığını kabul etmeyen bir hastanın şifa bulduğunu da görmemiştim. Merak etmeyin; dertli patronumuz bana küsmedi, kırılmadı. Tanışıklık dostluğa evrilirken; işletmesi de sektöründe ilerledi.

Bernard, C. (1865). Introduction à l’étude de la médecine expérimentale. Flammarion.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir