Geri Dönüşüm Çorbası

Bu yazımda sizlerle, beni mutlu eden ve gülümseten bir hikayeyi paylaşmak istiyorum. Hikayede çorba var… planlama var… dönüşüm ekonomisi var… sürdürülebilirlik var… kaynak verimliliği de var…

Dönüşüm yolculuğuna destek olmaya çalıştığım bir işletmemizde sorun ve hedef analizleri, stratejiler, iş tanımları, görev dağılımları gibi tekniklerle ilerliyorduk. Bu teknikler, işletmenin gelişimi ve rekabette hayatta kalabilmesi için birer araçtı. Bu araçların başarıya götürmesi için tüm çalışanların benimsemesi gerekiyordu. Nihayet çalışanlar arasında sinerji yakalanmıştı.

Düşünce: Dr. Fatih Çatal, Tasarım: DALL-E 3

İşletmenin her kademesinden arkadaşlarımızla eğitim ve bilgilendirme faaliyetleri düzenledik. Beni en çok mutlu eden durumlardan biri de mutfakta görevli arkadaşlarımızın eğitimlere katılım sağlamak için fırsat bulma çabalarına şahit olmaktı. 

Eğitimlerimizin bir bölümünde planlama kültürüne değinmiştik. Toplumumuzda planlamaya yeterince önem verilmiyordu. Planlamanın önemini tartıştık. Planların çoğu zaman tutmadığı eleştirilerini konuştuk. Alternatif stratejilerin; hedeften sapmalarda sağladığı faydalara değindik. Anlatacağım bu hikayede planların istediğimiz gibi gitmediği durumlarda neler yapılabileceğinin de basit bir örneğini göreceğiz.

Dönüşüm ekonomisini anlatırken basit örnekler vermeye gayret ediyordum. Dönüşüm ekonomisi (Circular Economy), ürünlerin ve malzemelerin yaşam döngüsü boyunca yeniden kullanımını, geri dönüşümünü ve sürdürülebilirliğini amaçlayan bir ekonomik model olarak kabul görüyor. Bunu basit bir örnekle nasıl anlatabilirim diye düşünürken yolda gözüme ilişen bir sahneyi paylaşmak istedim. 

Betonlar içinde kalmış bir evin balkonunda farklı markalara ait yoğurt kovaları, sıralı bir şekilde dizilmişlerdi. Her bir kovada farklı bir çiçek vardı. Belli ki bu çiçeklerin sahibi, doğa özlemini yoğurt kovalarındaki çiçeklerle gidermeye çalışıyordu. Yoğurt kovaları, estetik açıdan eksiği olsa da saksı olabilecek özelliklere sahipti. Yoğurt kovaları çöpe atabilecekken yeniden kullanıma sokmuştu… Yeni bir saksı için gerekli maliyetten kazanç elde edildiği gibi betonlar arasında sürdürülen bir yaşama doğadan bir sahne de kazandırılmış oluyordu.  

Bu kavramları konuşmaya başladığımızda özellikle genç arkadaşlarımız; bu kavramların yeni ortaya atıldığını düşünebiliyorlar. Oysa büyüklerimiz geri dönüşümü hayatlarının birçok noktasında zaten uyguluyorlardı. “Komşu, komşunun külüne muhtaçtır.” atasözü de atık olan külün temizlik vb. farklı amaçlarla kullanıldığına geçmişten bir örnek sunuyor. Bu tür örnekleri tartıştığımızda tüm çalışanların ilgisini canlı tutabiliyorum. 

Ertesi gün mutfakta yemek sırasındayım. Aşçı ablamızdan beni mutlu eden o cümle geldi:

  • Fatih Bey, bu çorbanın adını biliyor musunuz?
  • Ezogelin çorbasına benzettim.
  • Bilemediniz…Geri Dönüşüm Çorbası…

Aşçı ablamız, biber dolmasından artanları değerlendirmiş ve “Geri Dönüşüm Çorbası” ortaya çıkmıştı. Taze sebzeler, dolmanın lezzetli iç harcı ve biraz baharatla birleştirildiğinde yine harika bir lezzeti soframıza getirmişti.  

Bu sadece bir yemek değildi; aynı zamanda geri dönüşüm ve sürdürülebilir mutfak anlayışının güzel bir örneğiydi. Artık yemeklerin çöpe gitmesine izin vermek yerine, onların yeni bir formda hayat bulmasını sağlamıştı. 

“Endüstriyel simbiyoz” gibi kavramlar “akademik dil” hissi verdiğinden anlaşılması güç olabiliyordu. Ama mutfakta dönüşüm ekonomisi için birçok örnek bulmuştuk. Yoğurtlu biber dolmasından bir saksımız bir de çorbamız doğmuştu 🙂

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir