Ben Sana Mecburum!

Sıcak bir bahar günü arabanın camını yarıya kadar indirmiş sahil yolunda hareket ediyordum. Bahar etkisi her yerde görülüyordu. Yeniden doğuş enerjisi kuşların cıvıltısında ses olup yankılanıyor, ağaçların yeşili gözlerimi rahatlatıyordu. Yol çalışması tabelasını görünce mecburen şehir trafiğine girmek zorunda kaldım. 

Burada kuş sesleri yerini korna gürültüsüne bırakmıştı. Camı kapattım ve radyoyu açtım. Attilâ İlhan’ın “Ben Sana Mecburum” şiiri denk geldi. Ortaokul yıllarımda ezbere aldığım bir şiir olduğu için radyonun sesini açıp yakaladığım dizeden eşlik etmeye başladım:

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor…

Bu şehir o eski İstanbul mudur?

Karanlıkta bulutlar parçalanıyor

Şiir, tam da içinde yaşadığım durumu yansıtıyordu. Mis gibi bahar havasında sahilde seyir halindeyken birden sonbahara geçiş yapmıştım. Yolun sağ tarafında dev bir iş merkezi inşaatı devam ettiğinden yol daralmıştı. Kısa bir süre içinde sabır becerisi düşük sürücülerin arasında kalmıştım. Korna çalmalarına bakılırsa belli ki bir yerlere yetişmeleri gerekiyordu. Ya da onların topluma saygısız bir alışkanlığıydı.

Eğitim vereceğim salona doğru yol alıyordum. Neyse ki varacağım yere çok önceden gitme alışkanlığım vardı. Yıllardır eğitimlerimde “Riskler ve Tedbirler” konusunu birlikte anlatıyordum. Zamanla anlattıklarım alışkanlıklarıma dönüşmüş olmalıydı. Erken gitmenin zararı olmuyordu. Eğitim saatine kadar yeni arkadaşlar tanıyor, gittiğim şehrin sokaklarını keşfediyordum.

Radyodaki şiir bitip de reklamlar başlayınca kanal değiştirdim. Kanallar arasında dolaşırken bir girişimci ile gerçekleştirilen programa denk geldim. “Başarınızın sırrı nedir?” klişe sorusu yine sorulmuştu. Bana göre başarı için sırra ihtiyaç yoktu. Girişimcinin vereceği yanıtı tahmin ediyordum ama yine de dinlemeye devam ettim.

Artık trafik gürültüsü arabanın içine gelemiyordu. Radyonun sesini yüksek düzeye getirmiştim. Odaklanma konusunda da oldukça başarılı olduğumun en yakın şahidi ailemdi. Bir film izlerken kendimi sahnenin ortasına koyabiliyordum. Bana ulaşmaları için birkaç defa seslenmeleri gerekebiliyordu. Girişimci beklediğim yanıtı vermişti yine: “Ekip Çalışması”

Ekip çalışması konusunda binlerce sayfa okumuştum belki de. Fransızca “Équipe” kelimesinden geliyordu. Takım, mürettebat anlamları vardı. Zaman içinde “Takım” kelimesi ile birlikte kullanılır olmuştu.

Eğitimlerimde ekip/takım çalışmasının önemini ve nasıl olması gerektiğini tartışıyorduk. Artık yeni bir yöntemim olmuştu. Eğitimlerimde Attila İlhan da konuğum olacaktı. Her ekip üyesi birlikte çalıştığı arkadaşına bu şiiri okuyacaktı. Hepsini ezberlemek zorunda değildi. Ama mutlaka bir dizeyi söyleyecekti: 

  • Ben sana mecburum, bilemezsin!

Evet, ekip üyelerinin birbirine bu derece mecbur olduğunu ne yazık ki çoğu zaman fark edemiyoruz. Satış ekibindeki arkadaşlarımızın sahada gösterdiği gayretle müşteri ihtiyaçları karşılanıyor. Böylece müşterilerin memnuniyetleri artıyor. Böylece işletmemiz yaşamına; ekip olarak da çalışmaya devam ediyoruz. Bu gayretlerin ise işimize devam edebilmemizin temel dayanağı olduğunu çoğu zaman unutuyoruz. 

Satın alma ekibinde görev yapan arkadaşlarımızın, tedarikçilerle kurduğu sağlıklı ilişkilerin; doğru zamanda, doğru malzemenin temininde ne denli kritik bir rol oynadığını göz ardı ediyoruz. Önemsiz sandığımız bir vidanın bile üretim ekibine zamanında ulaştırılamaması durumunda tüm üretim sürecinin aksayabileceğini göremiyoruz. 

İnsan kaynakları birimi, insan varlığını doğru yönetemezse; işyerindeki huzurun, motivasyonun ve hatta geleceğe dair umutlarımızın nasıl sarsılacağını anlayamıyoruz. Mali işler ekibinin kaynakları verimli ve şeffaf şekilde yönetememesi halinde en sağlam görünen planların nasıl da boşa çıkabileceğini hesaba katamıyoruz. 

Lojistik biriminin, ürünleri zamanında ulaştırmadığında müşteride nasıl güven kaybına yol açtığını görmezden geliyoruz. Pazarlama ekibinin marka değerini artırmak için gösterdiği çabaların farkına varmadığımız gibi, bilgi işlem ekibinin dijital sistemleri kesintisiz çalışır halde tutmasının tüm işleyişin sürekliliği açısından ne kadar hayati olduğunu da çoğu zaman gözden kaçırıyoruz. 

Satış sonrası hizmetler, sürdürülebilirlik, tedarik zinciri ve diğer bütün birimler, görünmeyen bir zincirin hayati halkası değil mi? 

“Uyumlu çalışmalıyız.”, “Birlikte güçlüyüz.”, “Takım halinde başarılıyız.” Alt perdeden bu ifadeler doğru olsa da etki oluşumunda zayıf kalmaya başladı. Hayatımızın büyük bir bölümünü birlikte geçirdiğimiz arkadaşlarımıza hatırlatmalıyız: 

  • Ben sana mecburum!

Sahilde bahar esintisiyle seyir halindeyken “mecburen” girmiştim trafiğe ve korna sesleri nedeniyle “mecbur” kalmıştım camları kapatmaya… Ama karşıma Attila İlhan çıkmıştı ve beni başka bir mevsime taşımıştı… Nihayet eğitim vereceğim salonun park alanına gelmiştim. Eğitime neredeyse bir saat daha vardı… Eğitimde kullanacağım yeni bir aracım daha olmuştu… Üretkenlik için de sıkıntılara “mecbur” olduğumuzu bir defa daha anlamıştım… 

İçimden şiiri mırıldanırken aracımdan indim ve salona yöneldim. Birbirlerine “mecbur” olan  ekip üyeleri şiirsel bir eğitimden habersiz bekliyorlardı 🙂

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir