Bir müşteri almış maaşını ve elinde bir ihtiyaç listesi ile çıkmış çarşı pazara… Gayet mutlu ve istekli, giriyor bir dükkâna… Bir çikolata ile çocuğunun gülümsemesini dolduruyor sepete… Yumurta alırken hafta sonu yapacağı kahvaltının aile huzurunu… Kuruyemiş alırken de bir dost meclisinde gönüllere hitap eden muhabbeti…
Bir reklam vardı belki hatırlayanlar vardır: Kahraman, uçsuz bucaksız bir çöl ortasındaki yol kenarındaki bir trafik işaretçisine en yakın marketi sorar: “100 km ilerde!” cevabını alır… Birazdan bu reklama döneceğiz…
Bir dükkâna giriyorsunuz gayet neşeli bir halde alışveriş yapıyorsunuz. Düşünün, hem harcama yapıyorsunuz hem de neşelisiniz! Sanki bir an ödeme yapacağınızı unutmuş gibisiniz. Neyse ki sepetiniz dolmuş kasaya yaklaşıyorsunuz… Neşe yerini hafif bir endişeye bırakırken birden devreye kasadaki patron giriyor… O tatlı diliyle sizin hoşunuza gidecek öyle güzel sözler söylüyor ki tekrar o neşeli haliniz yerine geliyor… Cüzdan adeta kendiliğinden açılıyor ve ödeme kartınız o tatlı dilli patronun pamuk ellerinde uçuyor…

Alan memnun. Satan, daha da memnun. Elinde çikolatasıyla gülümseyen yavrunuz ise bulutların üstünde…
Bir başka dükkâna giriyorsunuz… Sevdiklerinize kıyafet alacaksınız… Ürünleri incelerken yanınıza güler yüzlü bir satış sorumlusu geliyor. Tam da kararsız olduğunuz bir anda devreye giriyor: “Bu gömlek tam size göre! Çocuğunuza bu daha iyi olacaktır!” gibi desteklerle karar vermenize yardımcı oluyor… Sonrası yine bildik yol ve yolun sonunda bir kasa…
O da ne! Patron kasanın başında oturuyor ama yüzü de sirke satıyor. Düşmanınız desek değil, küs olsanız zaten o mağazaya girmezdiniz… Az önceki satış sorumlusundan öğreniyorsunuz ki patronun her günü böyle imiş!
“Ne kadar tuttu burası?” diye soruyorsunuz. Bir gözü televizyonda… Dedektif edasıyla kaptırmış kendini ekrana… “Biraz indirim yapsak?” diyorsunuz ama oralı değil. “Kardeşim imkân olsa yapardım, inan çok az kar kalıyor bize!” de demiyor…
Ekran uykusundan uyanıyor ve öfkeli bir şekilde cevap veriyor: “Fiyat neyse o! Bir şey yapamam!”
Size kalsa ürünleri bırakıp çıkacaksınız ama bir daha kıyafet bulma zahmetini düşününce, öfkenizi içinize gömüyor, ödemeyi yapıyor ve mağazayı terk ediyorsunuz…
Nedir bu kendisini Kaf dağında gören patronun hali? Sanki kendisinden ürün almaya mecburuz, öyle mi!
Reklama dönelim şimdi… Kaf Dağı’nın patronuna göre en yakın mağaza sanki 100 km ilerde! Gün boyu kasanın başında oturup ekran karşısında dedektifçilik oynamak ve çalışanlarına talimatlar yağdırmak öyle büyütmüş ki kibrini; müşterilerine de patronluk yapmaya alışmış…
Oysa; her patronun da bir patronu var… Hatta patronları var!
Dükkanın asıl patronu; o dükkanın kasasını dolduran müşterisidir. O halde nasıl ki bir tezgahtar patrona karşı saygıda kusur etmiyorsa; kasa başındaki patron da kendi patronlarına karşı saygılı ve güler yüzlü olmalıdır. Aksi halde en yakın dükkan 100 km değil belki yanı başındadır…