Tiyatrodan Öğrendiklerim

İşletme kültürü üzerine verdiğim “7S” seminerlerinde en çok üzerinde durduğum kavramlardan biridir sorumluluk. Bu kavramı anlatırken zihnimde çoğunlukla tiyatro sahnesi canlanır. Çünkü sorumluluğu bana en iyi öğreten yerlerden biri yıllar önce bulunduğum tiyatro sahnesidir.

Tiyatrodan Öğrendiklerim – Dr. Fatih Çatal

Eğitim hayatımda tiyatro oyunlarında görev aldım. Kimi zaman küçük roller üstlendim, kimi zaman da başrol oynadım. Ancak rolün büyüklüğü ne olursa olsun sahneye çıktığınız anda şunu çok net hissedersiniz: Orada olmanın bir sorumluluğu vardır.

Bir tiyatro oyunu sahneye konmadan önce uzun bir hazırlık süreci yaşanır. Önce senaryo dikkatlice okunur. Ardından roller ezberlenir. Replikler defalarca tekrar edilir. Provalar yapılır. Sahne geçişleri çalışılır. Kostümler hazırlanır. Gösterinin günü ve saati bellidir.

Kısacası tiyatro, görünmeyen ama çok güçlü bir hazırlık ve disiplin sürecinin ürünüdür.

Üstelik bu süreç tam anlamıyla bir ekip çalışmasıdır. Sahnedeki oyuncular kadar sahne arkasındaki ekip de oyunun başarısı için sorumluluk taşır. Bir oyuncu sahnede repliğini unutacak gibi olduğunda diğer oyuncular seyirciye hissettirmeden onu oyuna geri dahil eder. Çünkü amaç bireysel başarı değil, oyunun başarısıdır.

Ve o oyunun asıl muhatabı seyircidir.

Seyirci o salona gelirken bir bilet almıştır. Oyuncuların görevi de o biletin karşılığını vermektir. Sahnedeki uyum, ahenk ve enerji bu sorumluluk duygusundan doğar. Oyuncular çoğu zaman oyun günü hasta olmamak için ekstra özen gösterirler. Hatta hasta olsalar bile sahneye çıkmak için büyük bir gayret gösterirler. Çünkü bilirler ki sahnede olmanın bir bedeli vardır.

Şimdi aynı durumu iş hayatı için hayal edelim.

Bir işletmede görevler tiyatrodaki roller gibi net olsa… Herkes görevini sahneye çıkacakmış gibi ciddiyetle yürütse… Ekip arkadaşları birbirini tamamlayarak hataları çözerek görünmez hale getirse… Ve en önemlisi herkes müşteriyi tiyatrodaki seyirci gibi görse…

Ne kadar güçlü bir çalışma kültürü ortaya çıkardı değil mi?

Aslında iş hayatında da sahne vardır. O sahnenin seyircisi ise müşteridir.

Bir çalışan işini yalnızca görev tanımı olarak gördüğünde “Benim işim değil.” cümlesi kolayca ortaya çıkabilir. Kapıdan giren bir müşteri için “Satış temsilcisi gelsin, beklesin biraz.” denilebilir. Yoğun dönemlerde ekip arkadaşları yalnız bırakılabilir.

Oysa tiyatro sahnesinde böyle bir lüks yoktur.

Bu tür durumların temelinde çoğu zaman sahne tutkusu eksikliği yatar. Tiyatroda sahne tutkusu ne ise iş hayatında da ürünün müşteride uyandırdığı memnuniyetten pay alma tutkusu odur.

Bazı çalışanlara “Ne iş yapıyorsunuz?” diye sorduğunuzda şöyle cevap verirler:

“Üretim müdürüyüm.”  “Muhasebe uzmanıyım.”

Ama bazı çalışanlar vardır ki cevapları farklıdır:

“Dünyanın en kaliteli … üreten bir işletmede çalışıyorum.”

Bu cevap bir unvanı değil, aidiyeti ve sorumluluğu anlatır.

İşine tutkuyla bağlı insanlar yaptıkları işten gurur duyarlar. Tıpkı sahneye çıkan bir oyuncunun oyunun başarısından gurur duyması gibi.

Belki de hayatın kendisi büyük bir sahnedir.

O halde çıktığımız her sahnede görevimizi en iyi şekilde yerine getirelim. Seyircinin beklentisini karşılayalım. Ve hak ettiğimiz alkışı alalım.

Sürçülisan ettiysek affola.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir