Bir Semaver Teknoloji Sayılır mı?

Teknoloji dediğimizde zihnimizde ilk ne canlanıyor? Büyük ihtimalle yapay zekâ, robotlar, yazılımlar, akıllı telefonlar, belki de uzay teknolojileri… Peki bir restorandaki QR menü? Self servis sipariş ekranı? Fren mesafesini kısaltan yeni nesil lastik bileşiği? Ya da bir montaj çalışanının işi daha kısa sürede yapmasını sağlayan yeni iş akışı? Bunlar teknoloji değil mi?

Sanırım teknoloji kavramı üzerine düşünürken asıl sorunlardan biri burada başlıyor. Çünkü teknoloji kavramı hayatın her alanına yayılırken, insanların zihnindeki anlamı giderek birkaç başlık altında sıkışıyor gibi görünüyor. Özellikle son yıllarda teknoloji denildiğinde ağırlıklı olarak yazılım tabanlı çözümler, dijital platformlar ve yapay zekâ uygulamaları akla geliyor. Oysa teknoloji kavramının tarihsel kökeni çok daha geniş bir alanı kapsıyor.

Türk Dil Kurumu teknolojiyi; “bir sanayi dalı ile ilgili yapım yöntemlerini, kullanılan araç, gereç ve aletleri kapsayan bilgi” olarak tanımlamaktadır (Türk Dil Kurumu [TDK], t.y.). UNESCO ise teknolojiyi bilimsel bilginin insan yaşamını geliştirecek araçlara, sistemlere ve süreçlere dönüştürülmesi olarak ele almaktadır (UNESCO, t.y.). Yani teknoloji yalnızca elektronik cihazlardan ibaret değildir. Aslında teknoloji, insanın bir problemi çözmek için geliştirdiği sistematik yöntemlerin bütünüdür.

Belki de bu nedenle teknoloji kavramı tek bir alana ait olamayacak kadar dinamik bir yapıdadır.

Bir dönem cep telefonu üreten işletmeleri “yüksek teknolojili işletmeler” olarak görüyorduk. Bugün ise çoğu insan için “teknoloji girişimi” denildiğinde akla doğrudan yazılım şirketleri geliyor. Hatta ülkemizde uzun süre teknoparkların büyük bölümü ağırlıklı olarak yazılım odaklı işletmelerden oluştu. Yazılım elbette teknolojidir. Ancak sorun şu ki teknoloji kavramı bazen yalnızca dijital görünürlüğü yüksek alanlarla özdeşleştiriliyor.

Oysa taşıt lastiklerine eklenecek yeni bir kimyasal bileşen sayesinde fren mesafesi kısalıyor, yol tutuşu artıyor ve sürüş güvenliği gelişiyorsa burada ciddi bir teknoloji vardır. Üstelik çoğu zaman bunun arkasındaki mühendislik derinliği, birçok mobil uygulamadan çok daha karmaşıktır. Ama toplumun önemli bir kısmı bunu “teknoloji” olarak algılamamaktadır.

Aynı durum üretim süreçlerinde de karşımıza çıkıyor. Bir montaj çalışanının işini daha kısa sürede yapmasını sağlayacak alternatif iş yapış biçimleri geliştirmesi, süreç inovasyonu oluşturması ve verimliliği artırması da teknolojik bir gelişmedir. Çünkü teknoloji yalnızca yeni cihaz üretmek değil; mevcut işi daha etkili, daha güvenli, daha hızlı ve daha düşük maliyetli yapabilmektir (OECD, 2018).

Bugün bir restoranın self servis sisteme geçmesiyle daha az personelle daha fazla müşteriye hizmet sunabilmesi de teknoloji kullanımının bir sonucudur. QR menü uygulamaları, dijital sipariş ekranları veya otomatik ödeme sistemleri yalnızca “pratik çözümler” değildir; aynı zamanda hizmet süreçlerini dönüştüren teknolojik uygulamalardır.

Bu noktada uzun yıllardır yatırım danışmanlığı ve proje hazırlama süreçlerinde çalışan biri olarak önemli bir gözlemimi paylaşmak istiyorum. Özellikle teknoloji odaklı destek programlarında bazen değerlendiricilerin teknoloji kavramını oldukça dar yorumladıklarını düşünüyorum. Bu durum bazı yatırımların yeterince desteklenememesine neden olabiliyor.

Çünkü teknoloji bazen yalnızca kod yazmak olarak görülüyor. Oysa üretimde verimlilik artıran bir sistem geliştirmek, enerji tüketimini azaltmak, yeni bir yanma mekanizması oluşturmak ya da farklı bir kullanım deneyimi sunan ürün ortaya koymak da teknoloji üretimidir.

Örneğin kendi deneyimimden bir örnek vereyim… Dünyada ilk olan pelet yakıtlı semaver ürününün geliştirici ekibi içerisinde yer aldım. Ürünümüz tasarım tescili aldı ve şu anda faydalı model süreci devam ediyor. Şimdi şu soruyu sormadan edemiyorum: Eğer bu ürünle bir teknoparka başvursaydım kaç teknopark bunu “yüksek teknoloji” kapsamında değerlendirirdi?

Belki de asıl sorun tam olarak burada başlıyor.

Çünkü teknoloji kavramını çoğu zaman mühendislik derinliğine göre değil, dijital görünürlüğüne göre değerlendiriyoruz.

Bugün “A şirketi B şirketinden daha teknolojik” dediğimizde aslında neyi ölçüyoruz? Dünyada bunun için kullanılan çeşitli göstergeler var:

  • Ar-Ge harcama oranı,
  • patent ve faydalı model sayısı,
  • otomasyon düzeyi,
  • dijitalleşme kapasitesi,
  • yüksek katma değer üretimi,
  • süreç inovasyonu,
  • üniversite-sanayi iş birlikleri,
  • enerji verimliliği gibi kriterler bunlardan bazılarıdır (OECD, 2018).

Ancak buna rağmen evrensel ve kesin bir “teknoloji puanı” bulunmuyor. Çünkü teknoloji sektörlere göre değişiyor, ölçeklere göre farklılaşıyor ve sürekli dönüşüyor.

Belki de teknoloji kavramını belirli kalıplar içine hapsetmeye çalışmak yerine onun dönüşen doğasını kabul etmek gerekiyor.

Çünkü teknoloji bazen bir yapay zekâ modeli, bazen bir üretim hattı, bazen yeni bir alaşım, bazen bir semaver, bazen de bir ustanın işi daha kısa sürede yapmasını sağlayan yeni yöntem olabilir.

Sanırım kavram da bir yerde durup dinleneceğe benzemiyor 🙂

Peki sizce teknoloji dediğimizde aklımıza gerçekten ne gelmeli? Bir işletmeyi “teknolojik” yapan şey yazılım üretmesi mi, yoksa sorun çözme kapasitesi mi? Yorumlarda sizin örneklerinizi de merak ediyorum.

Kaynakça

Organisation for Economic Co-operation and Development (2018). Oslo manual 2018: Guidelines for collecting, reporting and using data on innovation (4th ed.). OECD Publishing.

Türk Dil Kurumu. (t.y.). Teknoloji. Güncel Türkçe Sözlük. TDK Güncel Türkçe Sözlük

UNESCO. (t.y.). Science and technology. UNESCO Science and Technology

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir