Bir işletmede değişmesini istediğimiz davranışlar yıllardır tekrarlanıyorsa, yalnızca çalışanlardan değişmelerini beklemek ne kadar gerçekçidir? Hangi davranışları ödüllendiriyoruz? Hangilerine sessiz kalıyoruz? Yeni çalışanlar bizden ne öğreniyor? Bugün eleştirdiğimiz yönetim anlayışının yarınki temsilcilerini, farkında olmadan biz mi yetiştiriyoruz?

Bir gün dedem telefonun yanındaki kolu çevirdi. Karşısına santral binasından bir görevli çıktı. Ona bir numara verdi ve “Bana bağla.” dedi. Sonradan bu santrali de gördüm. İki kutu vardı. İçi kablolarla dolu, bir bulmaca gibiydi. Ben bu kutuları incelerken santralde telefon sesi duyuldu. Görevli ahizeyi kaldırdı.

Kontrol elbette kötü değildir. Kaliteyi korumak, riskleri azaltmak, standartları yükseltmek ve süreçlerin doğru işlemesini sağlamak için kontrol mekanizmalarına ihtiyaç vardır. Kontrol güvene mani değildir. Hatta doğru tasarlanmış kontrol mekanizmaları güveni destekleyebilir. Sorun, kontrolün bir yönetim aracından çıkıp yönetimin kendisi hâline gelmesidir.

Eğitim dünyasında çok yaygın bir kabul vardır: Bir şeyi sadece gördüğümüzde sınırlı ölçüde öğreniriz. Görüp işittiğimizde öğrenme artar. Anlattığımızda daha da güçlenir. Ancak en yüksek öğrenme düzeyi, bilgiyi uygulamaya dönüştürdüğümüzde ortaya çıkar.

İsviçreli bir mühendis, köpeğinin tüylerine yapışan pıtrakları merak ederek bugün milyonlarca üründe kullanılan cırt cırt bantların geliştirilmesine öncülük etti. Afrika’daki termit yuvalarının doğal havalandırma sistemi, enerji tasarruflu bina tasarımlarına ilham verdi.

“Fikrim Yok” yanıtlarının ortalama yerine yükselerek bir ‘gökdelen’ eğrisi oluşturduğunu görüyoruz. Bu, çocuklarımızın karar alma konusunda zorlandığını, karar alma sorumluluğunu başkalarına bırakmayı tercih ettiğini gösteriyor. İnsanı özgürleştiren en önemli kazanımlardan biri olan karar alma hakkını başkalarına bırakmak, en nihayetinde bireylerin özgün kimliklerini ve yaşam kalitelerini zayıflatır.