Baklavayı kim sevmez? Hele de şerbeti kararında, çıtır yufkalıysa… İlk dilimi yerken mutluluğunuz katlanır. İkinci dilim de keyiflidir. Üçüncü dilimde “eh, fena değil” dersiniz. Ama dördüncüye geldiğinizde o keyif azalmaya başlar. Beşinciyi ise çoğu kişi istemez bile. İşte ekonomide “azalan marjinal fayda” denilen kavram tam da budur: Bir şeyden ne kadar çok tüketirseniz, her yeni birim size daha az haz verir.

Bu sadece yemek için geçerli değil. Aslında hayatımızın birçok alanında karşımıza çıkıyor. Özellikle de doyum noktasına ulaşma meselesinde…
Bir düşünün: Moda neden belirli bir zaman diliminde öne çıkar, sonra yavaş yavaş gözden düşer? Çünkü insanlar kısa sürede doyuma ulaşır. Hatta kimi trendlerin yeniden gündeme gelmesi için 20-30 yıl beklemesi gerekir.
Beni bu yazıyı yazmaya iten şey de aslında “şöhret” arzusu. Cep telefonlarımızın kameraları ve sosyal medya herkesin elinde olunca, herkes bir anda şöhret olabileceğini fark etti. Sosyal medyada akımlar doğdu. Beğeni uğruna insanlar dikkat çekici hallerin içine girmekten çekinmediler.
Ama bir kesim vardı ki daha temkinliydi. Kendi yolunu çizenler, kendilerini hızla tüketmediler. Buna karşılık bazı fenomenler bir dönem parladı, kitap çıkardı, seminer verdi… Bugün çoğunun adını kimse hatırlamıyor. Çünkü şöhretin de modanın da ardında azalan marjinal fayda yasası işliyor.
“Carpe Diem” yani “anı yaşa” felsefesi de sıkça yanlış anlaşılıyor. Her akımı bir fırsat sanıp düşünmeden peşine takılanlar, aslında farkında olmadan kendi değerlerini tüketiyor. Oysa Yeşilçam’ın başrol oyuncularını hatırlayın. Televizyon dizileri hızla çoğaldığında her projeye evet demediler. “Yüzümüz eskimemeli” dediler. Bu aslında azalan marjinal faydayı bilmeden uyguladıkları bir stratejiydi. İzleyiciler, en sevdikleri oyuncuyu bile her gün görseler bıkabilirdi.
Benzer bir tabloyu bilim insanlarında da gördük. Bir dönem ekranlarda her akşam boy gösterdiler. İlgi çektiler, dinlendiler… Sonra onlar da şöhreti kaldıramadı. İlginin azalmasını kabullenmek yerine daha dikkat çekici sözlere yöneldiler. Ama sonuç yine aynıydı: doyum noktasına ulaşan izleyici uzaklaştı.
Azalan marjinal faydayı görmezden gelmek, kişileri psikolojik olarak da zorlayabiliyor. Bugün LinkedIn gibi profesyonel platformlarda bile sırf daha çok beğeni almak için kışkırtıcı içeriklerin paylaşıldığını görüyoruz. Sosyal medya algoritmaları da bu davranışı teşvik ediyor.
Bu yüzden, ekonomi kitaplarında anlatılan kavramların sadece öğrenciler için değil, herkes için anlaşılır ve içselleştirilebilir olması gerektiğine inanıyorum. Azalan marjinal fayda sadece işletme derslerinde değil, hayatın tam ortasında karşımıza çıkıyor.
Baklava örneğinden yola çıktık, sosyal medyanın şöhret yarışına geldik. Günümüzün en önemli ihtiyacı belki de şu: Kendi gündeminizi kendiniz belirleyin. Akımların rüzgârına kapılıp gitmeyin.
Sağlıcakla kalın…