Aslında bu soru, toplumun yalnızca küçük bir bölümünü ilgilendirmeliydi. Henüz iş tecrübesi olmayanların, ortalama yaşam standartlarını sürdürebilmeleri için gerekli temel giderlerini karşılayacak bir ücret olarak görülmeliydi. Adı üstünde “asgari” bir ücret; yani asgari bir kesimi ilgilendirmesi gerekmez mi?

Baklavayı kim sevmez? Hele de şerbeti kararında, çıtır yufkalıysa… İlk dilimi yerken mutluluğunuz katlanır. İkinci dilim de keyiflidir. Üçüncü dilimde “eh, fena değil” dersiniz. Ama dördüncüye geldiğinizde o keyif azalmaya başlar. Beşinciyi ise çoğu kişi istemez bile. İşte ekonomide “azalan marjinal fayda” denilen kavram tam da budur: Bir şeyden ne kadar çok tüketirseniz, her yeni birim size daha az haz verir.

Hayatımız seçimlerle doludur. Büyük ya da küçük, her gün onlarca karar veriyoruz. Ancak çoğu zaman, seçmediğimiz alternatiflerin maliyetini gözden kaçırıyoruz. Bu görünmeyen maliyete fırsat maliyeti denir. Fırsat maliyeti, yapılan bir seçimin sonucu olarak vazgeçilen en iyi diğer alternatifin değeridir. Yani, seçtiğimiz her şeyin, seçmediğimiz şeylere göre bir bedeli vardır.

Aşırı tüketim de bir ihtiyaçtır! Tüketim çılgınlığı hastalığının, farklı olma, üstün olduğunu gösterme hastalığının ruhlarda açtığı kara deliği doyurma güdüsünün hafifletilmesinde başvurulan bir ihtiyaçtır. Ama öyle bir durumdur ki bu; tuzlu su misali içtikçe daha da susatır!