Okuma Süresi: 2 dk.
“İktisat; sınırsız ihtiyaçları kıt kaynaklarla karşılamaya çalışan bilim dalıdır.” Bu tanımı birçok iktisat kitabının daha ilk sayfalarında görmek mümkündür. Burada, iki husus dikkat çekmektedir. Birincisi: İhtiyaçlar sınırsızdır. İkincisi: Kaynaklar kıttır. Acaba günümüzde ekonomi, kıt kaynaklarla sınırsız ihtiyaçlara cevap verebiliyor mu?
Abraham Maslow tarafından 1943 yılında yayınlanmış bir çalışmada ortaya atılmış olan ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisine göre ihtiyaçlar;
1. Fizyolojik gereksinimler
2. Güvenlik gereksinimi
3. Ait olma gereksinimi
4. Sevgi, sevecenlik gereksinimi
5. Saygınlık gereksinimi
6. Kendini gerçekleştirme gereksinimi
şeklinde sıralanmıştır. Dünya ekonomisine baktığımızda; ilk basamaktaki fizyolojik gereksinimlerini karşılamakta güçlük çeken topluluklar olduğu gibi, gelişmiş toplumlarda ekonomi; üst basamaktaki “Kendini gerçekleştirme gereksinimi” ile ilgilenmektedir.

Gelişmiş toplumlarda üretim öyle hızlı artmıştır ki, hevesle satın alınan ürünler kısa süre içinde önemini yitirir olmuş, toplumda tüketim çılgınlık düzeyinde görünürlük kazanmıştır. Bazı görüşlere göre tüketimdeki artış ekonominin gelişmesine, toplumun iyileşmesine olumlu bir ivme kazandırmakta ve daha çok tüketmek gerekmektedir. “Önce alın! Önce tüketin! Siz tüketirseniz üretim olur!” önermesi gelişmiş ülkelerde temel politika olmuştur. Talep yönlü bir ekonomi politikasını yansıtan bu görüşün özellikle ekonominin darboğaza girdiği dönemlerde önemli aşamalar kat ettirdiği yadsınamaz. Ama bu politikanın ekonominin bütün dönemlerinde uygulanması, arz fazlasına ve zaten kıt olan kaynakların çöpe atılmasına neden olacaktır.
Maslow’a geri dönersek;
Örtünmek; bir fizyolojik ihtiyaçtır. Dolaplarımızı tıka basa doldurmak, daha eskimeden çeşit çeşit ayakkabıları çöpe atmak da mı ihtiyaçtır?
Yemek; bir fizyolojik ihtiyaçtır. Çöpe atılan ekmekler, fazla fazla yapılıp bozulan yiyecekler de ihtiyaç mıdır?
Evet, ihtiyaçtır! Aşırı tüketim de bir ihtiyaçtır! Tüketim çılgınlığı hastalığının, farklı olma, üstün olduğunu gösterme hastalığının ruhlarda açtığı kara deliği doyurma güdüsünün hafifletilmesinde başvurulan bir ihtiyaçtır. Ama öyle bir durumdur ki bu; tuzlu su misali içtikçe daha da susatır!
Küreselleşen, büyük bir köy haline gelen dünyada en yeni üretimleri takip edebiliyor, dünyanın uzak bir bölgesinde üretilen bir ürünün kendi ülkesinde ilk müşterisi olabilmek için sıraya girebiliyorken, yine aynı küçük dünyanın temel ihtiyaçlarını karşılayamayan insanlarından haberdar olamıyoruz!
Düşünüyorum; Birinci dünya savaşının çıkmasının nedeni neydi? Sömürgecilik? Hammadde ihtiyacı? Daha fazla üretip satmak? Sanayi devrimi ile başlayan hızlı üretim ve tüketim süreci?
Düşünüyorum; aşırı tüketimden kaynaklanan küresel ısınmayı, sera gazı etkisini, çöplükteki ekmekleri, aç ve yalın ayak çocukları, zayıflıktan kemikleri sayılan bebekleri ve kıt kaynakları sınırsızmış gibi kullanan dünyanın halini…
İhtiyacım var: Sömürge ülkelerine, hammaddeye değil! Son model lüks arabaya, timsah derisi ayakkabıya da değil! Açlığın tükendiği, sefaletin bittiği, bebeklerin doyduğu, çocukların üşümediği, adaletin hâkim olduğu, toplumsal mutluluğun ana hedef olduğu bir dünyaya ihtiyacım var!