Birden fazla kişi bir araya gelip ortak bir soruna çözüm aramaya başladıklarında “birlikte hareket etme” ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. “Bir-lik-te” kelimesinde dahi ilk olarak karşımıza “bir” kelimesi çıkmaktadır.
Öğrenen organizasyon olma hedefini benimsediğimiz bir işletmemizde çalışanlarımıza yönelik eğitim programları düzenledik. Programın etiket cümlesini #birlikteöğreniyoruz olarak belirledik. Bu etiketi belirlerken birden fazla fayda hedefledik. Neredeyse herkes öğrenmenin önemini ve gerekliliğini kabul eder. Ancak, eyleme geçme aşamasına gelindiğinde “Benim öğrenmeme gerek yok, onlar öğrensin!” anlayışını benimser. O nedenle #birlikteöğreniyoruz etiketini öne çıkarırken öğrenmenin “birlikte” yapılması gerekliliğine vurgu yapmak istedik. Ne kadar bilgili olsak da öğrenmenin bitmeyen bir yolculuk olduğunu vurgulamak istedik.

“Bir” olmak; güçlü olmaktır. “Bir” olamadığımızda; gücümüzü farklı alanlara yönlendirmek zorunda kaldığımız için zayıf kalabiliyoruz. Bu durumun çok nadir istisnaları olabiliyor: Kurtuluş Savaşı.
Kurtuluş savaşında yedi düvele karşı, kıt kaynaklarla muhteşem bir milli mücadele verdik. Atalarımıza ne kadar dua etsek az kalır. Belki savunma gücümüzü yedi düvele karşı bölmek zorunda kaldık ancak mücadele ruhunda “bir” olduk. Bir de o dönemde tek cephede mücadele verdiğimizi düşünelim. Muhtemelen şu anki sınırlarımızın çok ötesine kavuşmuş olurduk.
İşletmeler çoğunlukla bir girişimcinin ilk adımı atmasıyla kurulur. İşler büyüdükçe roller bölünmeye başlar. Ekipler büyüdükçe ana hedefin etkisi azalırken birim sorumluları kendi hedeflerine ağırlık vermeye başlarlar. Devamında birimler arası rekabet artar. Bir noktaya kadar bu rekabet işletme genel hedefine katkı sağlarken; bir noktadan sonra işletmeyi içerden çürütmeye yol açabilmektedir.
“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez, Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.” Mehmet Akif Ersoy
Farklı düşüncelere saygı çerçevesinde gerçekleştirilen olgun tartışmalar; “bir” olmaya engel değildir. İşletme ana hedefi doğrultusunda kalplerin birlikte atması; rekabette öne çıkmanın anahtarıdır. “Bir” olmaktan kastımız; zayıflatıcı tefrikalardan* arınmış olmaktır.
Buraya kadar paylaştığım “bir” olmanın gereklerini birçok ortamda duyduk. Ben de hatırlatmış oldum. Sorunuzu duyuyorum: “Tamam Hocam anladık; “bir” olmalıyız. Ama nasıl biri olalım?”
Yöneticiler, ekiplerinin birlikte hareket etmesini arzu ederler. Çoğunlukla da kendileri gibi düşünsün, hissetsin ve hatta davransın isterler. “Bir olalım!” derken; “Benim gibi olun!” demiş olurlar. Kendilerine benzeyen çalışanları, diğerlerinden farklı bir yere koyarlar. Bütün çalışanlar, onların benimsediği gibi işyerini sahiplensin isterler. Bu hayallerine neredeyse hiçbir zaman ulaşamazlar.
Patronların ve yöneticilerin günlük ruh hallerine göre değişmeyen bir kavram olarak iş hukukunda “Tüzel Kişi” kavramı kullanılmaktadır. İşletmeyi yöneticilerinden ayrı görme ihtiyacı çok eskilere dayanır.
Kurumsal kimlik çalışmalarını duyuyor ve uygulamalarına şahit oluyoruz. Kurumsal işletmeler ve kurumlar; yöneticilerin insan doğası gereği değişken ruh hallerinden etkilenmemek için yeni bir kimlik oluşturmayı tercih ediyorlar. Böylece kurumun en üst düzey yetkilisinin o günkü ruh haline göre çalışanlar, tedarikçiler ve müşteriler pozisyon almak zorunda kalmıyorlar.
Kurumsal olmayan işletmelerde üst yönetim ya da patronun tavrına göre işletme renk değiştirmek zorunda kalabiliyor. Bunun yansımaları en başta çalışanlarda ve sırasıyla tedarikçilerde ve müşterilerde görülüyor. İnsan doğası; bir alışkanlıktan kolaylıkla vaz geçmeye uygun değil. O nedenle kurduğu ilişkileri sürekli sorgulamaktan hoşlanmıyor. Bu nedenle istikrarlı bir kişilik oluşturmalıyız.
Kurumsal kimlik çalışmaları, ortak çalışmalar, hedef odaklı tartışmalar, veriye dayalı stratejiler ve ortak akıl ile insan doğasından en az etkilenecek şekilde bir kişilik inşa etmek gerekiyor. Hissedarlar ve üst yönetim dahil herkes; o kişiliği benimsemeli ve davranışlarına yansıtmalıdır. Marka, itibar ve sürdürülebilir başarının arkasında işte bu “biri” vardır…
*Tefrika: (تفرقة) “bölüm, grup” anlamlarına gelen “fırka” kelimesi ile aynı kökten gelir ve “ayırma, bölme, ayrılık” anlamına gelir. Burada kök olan “f-r-k” harfleri, bölmek, ayırmak anlamını taşır.