Doktora tezimi hazırlarken yaşam doyumu kavramı üzerinde okumalarım yoğunlaşmıştı. Yaşam doyumunu araştırırken, karşıma “mutluluk” kavramının çıkmaması düşünülemezdi. Kavram; günümüzde psikoloji alanında daha fazla inceleniyor olsa da felsefe alanından soyutlanamıyor. Felsefe de ilgi duyduğum bir alan olduğu için okumalarıma hız kesmeden devam ettim. Bu sırada karşıma hemşerim çıkıverdi: Sinoplu Diyojen.
Antik çağların ünlü filozofu Diyojen; M.Ö. 412 yılında Sinop’ta doğduğu için kaynaklarda “Sinoplu Diyojen” adıyla biliniyordu. Diyojen, mutluluğun en basit biçimde yaşanarak bile elde edilebileceğini savunmuştu. Diyojen ile anılan “Kinik Düşünce”* eşya ve pozisyonların etkisinden uzak bir yaşamı temsil etmektedir. Diyojen, doğaya en uygun yaşam tarzının hayvanlara ait olduğunu düşünüyordu. Bu nedenle bir fıçıda yaşamayı tercih etmişti.
Diyojen ile ilgili anlatılan en ünlü hikayesi ise Büyük İskender ile arasında geçen diyalogdur. İskender, başkalarının sefillik olarak gördüğü yaşamına rağmen dünyanın pek çok yerinde ün yapan bu filozofu ziyaret eder. Çevredeki insanlar İskender’in geldiğini görünce korkuyla kaçarlar. Fıçısında güneşlenen ve hiç istifini bozmayan Diyojen’e seslenir:
- Sen benim kim olduğumu biliyor musun?
- Biliyorum. Sen benim kölemin kölesisin!
İskender’in şaşkınlığı öfkesini aşmıştır… Sinoplu Diyojen devam eder:
- Dünya benim kölemdir, sen de dünyanın kölesisin!
İskender, Diyojen’in bu cesur tavrından etkilenir:
- Dile benden ne dilersen!
Fıçıda yaşamaya karar vermiş bir kişinin ne beklentisi olabilir ki? Diyojen, insanların para uğruna düştüğü ahlaki çöküşün düzeltilmesi gerektiği ile ilgili birşeyler söyleyebilirdi belki. Ancak yaşam tarzı, kuracağı cümlelerden daha tesirliydi:
- Gölge etme! Başka ihsan istemem.

Sinop’ta doğan Diyojen ailesiyle birlikte Atina’ya sürgün edilir. Sürgün edilme sebebi İskender’e karşı tavrı değildir. İskender ile Atina’da karşılaştığı rivayet edilir. Sinop’tan sürgün nedeni babasının “kalpazanlık” yapması olarak iddia edilmektedir. Belki de bu yüzden Diyojen’in para, mal ve mülk ile arası hiç iyi olmamıştır.
Diyojen, bir gün elinde bir fenerle hem de gündüz vakti Atina sokaklarında dolaşırken görülür. İnsanlar ona neden böyle yaptığını sorduklarında, Diyojen “Gerçek bir insan arıyorum.” der. Bu hicivle; aslında dürüst, erdemli ve mükemmel bir insanın ne kadar zor bulunduğuna işaret etmeyi amaçlamaktadır. Diyojen, bu arayışıyla toplumsal değerleri, ahlaki çöküşü ve insanların yüzeysel yaşam tarzlarını eleştirir.
Sinop’un son yıllarda en mutlu şehir seçilmesinin Diyojen felsefesi ile bir ilgisi olabilir mi? Bu soruyu meraklılarına bırakıyorum. Odağımda “Yönetim ve Organizasyon” olduğu için de “Çalışan mutluluğu” üzerine çalışmalara ağırlık veriyorum.
Çalışan mutluluğunu sağlamanın maalesef sihirli bir yolu henüz bulunamadı. Ama okuduklarımdan anladığım kadarıyla yöneticilerin etkisi çok fazla. Ben de hemşerim gibi elimde bir fenerle, “insan odaklı yönetici” arayışına çıkmak istemiyorum. 🙂
Geleceğin başarılı yöneticileri için okumalarımdan süzdüğüm birkaç tavsiyeyi buraya iliştirmek istiyorum:
- İşletmenin varlığı; müşterinin varlığına bağlıdır.
- Müşterinin varlığı; memnuniyetine bağlıdır.
- Müşteri memnuniyeti; çalışan memnuniyetine bağlıdır.
- Çalışan, “sahiplenilen” bir varlık değildir.
- “Çalışan zorbalığı”, işletmeyi içten çürütür.
- Bir işletmede bir sorun varsa, bu sorun herşeyden önce “Yönetim” sorunudur.
* “Kinik” kelimesi de kyön: köpek ve kynikos: köpeksi sözcüklerinden türetilmiş olup köpeklerin yaşamını andıran tutumlardan kaynaklandığı düşünülmektedir. (*https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/ansiklopedi/kinikler#:~:text=%C4%B0lk%20ve%20en%20%C3%A7ok%20bilinen,temelinde%20geli%C5%9Fmi%C5%9F%20bir%20felsefe%20ak%C4%B1m%C4%B1.)