Proje Ustası (?)

Bir gün kızımın oyuncak gitarı bozulmuştu. Eskiden bozulan eşyalar tamir edilirdi, ama artık çoğu ya çöpe gidiyor ya da yenisi alınıyordu. Yine de şehrin merkezindeki bir iş hanının bodrum katında hâlâ elektronik tamiri yapan bir ustanın olduğunu duymuştum. Şansımı denemek istedim. Oyuncağı alıp küçük dükkâna gittim.

Kapıdan girer girmez etrafıma yayılan manzara bir hurda mezarlığını andırıyordu. Raflar tıka basa dolmuş, kutular taşmıştı. Ustanın oturabileceği tek bir koltuk dışında adım atacak yer kalmamıştı. Seslendim. İşine öyle dalmıştı ki yanıt vermedi. İkinci kez seslenince ağır ağır döndü. Gözlerinde “beni rahatsız ettin” ifadesi vardı. Normalde başka bir esnaf olsaydı çoktan çıkıp giderdim. Ama şehirde tek adres oydu ve o da bunun farkındaydı.

Proje Ustası (?) – Dr. Fatih Çatal

Elimdeki oyuncağı görünce, aslında tamir ettirmeden gidemeyeceğimi anlamış olmalıydı. Kızımın benden güzel haber beklediğini hissetmişti belki de. “Ne vardı?” dedi. Oyuncağı gösterdim. İnceledi, çevirip baktı ve “Bir bakalım” dedi. Ne zaman alırım diye sordum. “Bir hafta sonra.” Dükkanın halini görünce uzun gelen süreyi kabullendim.

Tam bu sırada lise çağlarında bir kız, babasıyla içeri girdi. Ellerinde bir defter vardı. Baba, kızına “Anlatsana” dedi. Çekingen bir şekilde “Bir proje ödevim var” diyerek defteri uzattı. Konu ilgimi çekmişti, kenardan izlemeye başladım. Ustanın tavrı bir anda değişti. Sanki kameraların önünde demeç veriyormuş gibiydi. “Hımmm… yukarı yönlü itme kuvvetinin harekete etkisi…” diye mırıldandı. Baba ve kızın gözleri ustadaydı. Bir süre düşündükten sonra yanıt verdi: “Hallederiz.”

Baba-kız rahatladı, ama gözlerinde küçük bir tereddüt de vardı. Öğrenci ödevini anlamamış, çözümü ustaya bırakmıştı. Baba ise hiç değilse eve bir cevapla döneceklerini düşünüyordu. “Ne zaman alırız?” dediler. Cevap tanıdıktı: “Bir hafta.” İçimden gülümseyerek izledim. Burada her şey bir haftaydı.

Merakımı yenemedim, ustaya sordum: “Bu tür proje ödevleri çok geliyor mu?”
“Çok,” dedi.
“Peki bu projede ne yapılacak?”
“Bir helikopter yapacağım. Hava ittirmesiyle yukarı yönlü hareket edecek.”

Sevimli geliyordu, ama düşündürücüydü.

Yıllardır proje eğitimi veriyorum. Eğitim müfredatında proje derslerinin yer almasını hep savundum. Ama uygulamayı gördüğümde, proje kavramının ne kadar yanlış anlaşıldığını fark ettim. Öğrenciler konuyu daha öğrenmeden ustaların, öğretmenlerin ellerine bırakıyordu. STEM kurslarında sensörlü çöp kutusu projelerini çoğu kez öğretmenler yapıyordu. Bilim şenliklerinde öğrenciler, öğretmenlerinin hazırladığı düzenekleri anlatıyordu.

İlk aşamada bunlar farkındalık için hoş görülebilir. Ama bir noktadan sonra çocukların gerçekten proje sürecini anlamaları gerekmez mi? Sorunu tanımlamadan, çözüm geliştirmeden, sadece hazır maketleri taşımak proje faaliyeti midir? Çocuklar hangi probleme hangi çözümü geliştirdiklerini fark etmeden büyüyorlar.

O gün eve dönerken aklımda tek bir soru vardı: Çocuklara proje kültürünü nasıl öğretebiliriz?
Belki de o gün, çocuklara yönelik bir proje kültürü kitabı yazma fikri zihnime yerleşti. Çünkü hep şunu duyuyordum: “Keşke bu yaklaşımı çocuklarımız da öğrense.” Araştırdım, ama bulduğum kaynaklar hep üniversite düzeyinde teknik anlatımlardı. Çocuklara hitap eden bir kitap yoktu. İşte bu yüzden Bir Projemiz Var kitabını yazmaya karar verdim.

Proje kültürü, küçük yaşlarda başlar. Asıl mesele; kök sorunları doğru tespit edebilmek, çözümü kendimiz üretmek ve bundan öğrenerek ilerleyebilmektir. Eğer çocuklarımıza bu beceriyi kazandırabilirsek, proje sadece bir ödev değil, yaşamın her alanında kullanabilecekleri bir yol haritasına dönüşür.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir