Bir çocuk oyunu bazen yetişkinlerin dünyasını açıklamakta kalın kitaplardan daha başarılı olabilir.
“Sıcak-soğuk” oyunu bunlardan biridir.

Oyunun mantığı oldukça basittir. Bir kişi aranan nesnenin yerini bilir, diğer kişi ise onu bulmaya çalışır. Nesnenin yerini bilen kişi isterse birkaç saniye içinde oyunu bitirebilir. “Dolabın üst rafında.” demesi yeterlidir. Ancak bunu yapmaz. Bunun yerine arayan kişiyi yönlendirir. Yaklaştığında “sıcak”, uzaklaştığında “soğuk” der.
İlk bakışta bu durum verimsiz görünür. Sonuçta bilgi zaten mevcuttur. Neden doğrudan paylaşılmaz?
Çünkü oyunun amacı nesneyi bulmak değildir.
Oyunun amacı arama sürecidir.
Bu oyunun yalnızca bizim kültürümüze ait olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. İngilizce konuşulan ülkelerde “Hot and Cold”, Almanya’da “Warm oder kalt?”, Fransa’da “Chaud-Froid”, Rusya’da ise “Goryacho-Kholodno” adıyla benzer biçimlerde oynanır. Farklı coğrafyalarda ve dillerde karşımıza çıkması tesadüf değildir. Çünkü oyun, insan zihninin evrensel bir özelliğine dayanır: Keşfetme isteği.
Psikolojide öğrenmenin en etkili yollarından biri olarak kabul edilen “rehberli keşfetme” yaklaşımında bireye cevap doğrudan verilmez; doğru sorular ve geri bildirimlerle cevaba yaklaşması sağlanır. Sıcak-soğuk oyunu da bunun en yalın örneklerinden biridir. Oyuncu her adımında bir tahmin oluşturur, onu test eder, geri bildirim alır ve yeni bir tahmin geliştirir. Bu yönüyle oyun, farkında olmadan hipotez kurmayı, deneme-yanılmayı ve öğrenmeyi teşvik eder.
Belki de çocukların bu oyundan vazgeçememesinin nedeni budur. Çünkü insan zihni yalnızca bilgiyi almak istemez; ona ulaşmanın verdiği keşif duygusunu da yaşamak ister.
Belki de insanlar cevap arayan canlılar değildir; cevaplara yaklaşırken “ısındıklarını” hissetmek isteyen canlılardır.
Bu nedenle hayatımız boyunca unutamadığımız anlar, birilerinin bize cevap verdiği anlar değil, cevabı kendimizin keşfettiği anlardır. Bir problemi çözdüğümüzde, uzun süredir cevap aradığımız bir sorunun çözümünü bulduğumuzda veya bir konuyu aniden kavradığımızda yaşadığımız o “Aha!” duygusunu başka birçok deneyimde bulamayız.
Aslında hayatın kendisi de biraz sıcak-soğuk oyununa benzer.
Doğduğumuz andan itibaren sonucun ne olduğunu biliriz. Hepimizin yolculuğu aynı noktada sonlanacaktır. Eğer hayatı yalnızca sonuç üzerinden değerlendirirsek geriye ölüme doğru hızla koşulan uzun bir koridor kalır. Oysa insanı insan yapan şey sonuca ulaşmak değil, yol boyunca keşfetmektir.
Hayat sanki daha doğduğumuz gün kulağımıza şu mesajı fısıldar:
“Sürece dikkat et.”
Çünkü mutluluk çoğu zaman vardığımız yerde değil, yaklaşmakta olduğumuzu hissettiğimiz anlardadır.
Bu durum iş hayatında da farklı değildir.
Yöneticiler çoğu zaman danışmanlardan hızlı cevap beklerler. Danışmanlık hizmetini de hazır çözümler sunan bir faaliyet olarak görürler. Oysa deneyimli danışmanlar bilir ki doğrudan verilen cevapların etkisi çoğu zaman sınırlıdır.
Bir danışman yıllar süren deneyimin ardından tek cümlelik bir öneri sunabilir. Bu öneri işletmenin karşı karşıya olduğu önemli bir sorunu çözebilir. Ancak çözüm ne kadar hızlı gelirse çoğu zaman arkasındaki bilgi birikimi de o kadar görünmez hale gelir. Yönetici sorunun çözüldüğünü görür fakat çözümün hangi düşünsel süreçlerden geçtiğini fark etmez. Bu hızlı çözüm yöneticiler açısından çok değerli görünür ancak çözüm üretme kaslarının zayıflamasına yol açtığını fark edemezler.
Bu nedenle etkili danışmanlık yalnızca cevap vermek değildir.
Etkili danışmanlık doğru soruları sormaktır.
Danışman bazen yöneticinin göremediği noktaları gösterir, bazen varsayımlarını sorgulatır, bazen de dikkatini farklı bir yöne çeker. Tıpkı sıcak-soğuk oyununda olduğu gibi “Biraz daha sıcak…” der.
Bu yaklaşımın değeri yalnızca mevcut sorunun çözülmesinde değildir. Asıl değer, yöneticinin problem çözme kapasitesinin gelişmesindedir. Çünkü bugün danışmanın rehberliğinde bulunan çözüm, yarın benzer bir sorun ortaya çıktığında yöneticinin kendi başına ulaşabileceği bir beceriye dönüşür.
Öğrenen organizasyonların temel mantığı da budur. Kurumların karşılaştıkları her problemde dışarıdan bir kurtarıcı beklemeleri sürdürülebilir değildir. Önemli olan, organizasyonun kendi cevaplarını üretebilecek düşünme kapasitesini geliştirmesidir. Danışmanlığın en değerli çıktısı çoğu zaman hazırlanan raporlar veya sunumlar değil, yöneticilerin ve ekiplerin olaylara farklı bakabilme becerisi kazanmasıdır.
Bu nedenle danışmanlık hazır paket çözümler satmak değil, düşünme kapasitesi geliştirmektir.
Eski bir sözde ifade edildiği gibi mesele balık vermek değil, balık tutmayı öğretmektir. Nedir bu balıkların bizden çektikleri? :))
Sıcak-soğuk oyunu basit bir çocuk eğlencesi gibi görünür. Ancak biraz yakından bakıldığında öğrenmenin, keşfetmenin, danışmanlığın ve hatta hayatın kendisinin nasıl işlediğine dair önemli ipuçları taşır.
Belki de iyi danışmanlar cevapları bilen kişiler değildir.
İyi danışmanlar, müşterilerinin cevaplara yaklaşırken ısındıklarını hissedebilmelerini sağlayan kişilerdir.
Çünkü insanlar kendilerine söylenen çözümleri bir süre sonra unutabilirler. Ancak kendi keşfettikleri çözümleri kolay kolay unutmazlar.