Başarılarımızın ve gelişmemizin temelinde “doğru soruyu” sorabilme yeteneğinin olduğuna inanıyorum. Bu yeteneğin gelişebilmesi için de öncelikle doğru ya da yanlış olmasına bakmaksızın soru sorabilme davranışının kazanılması gerekmektedir.
Soru sormanın ön koşulu; merak etmektir. Merak duygusu tatmin edilmesi gereken bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı gidermenin temelde iki yolu vardır: Öğrenmek ya da boş vermek…

Boş vermek kolay bir seçimdir. Bu nedenle de yaygın görülür. Öğrenmek ise gayret ister. Soru kelimeleri ile yakın tanışıklık gerekir. Konuşmaya başladığımız andan itibaren “Ne?”, “Nasıl?” ve “Neden?” gibi kelimeleri çok sık kullanmaya başlarız. Bu kelimeleri; hazine kapılarını açan anahtarlara benzetiyorum. Doğru anahtarı kullanmak bizi hazineye kavuşturur.
Öğrenme tutkusunun lezzetini tatmış bireyler olarak, kızlarımızın her sorusuna başarabildiğimiz ölçüde yanıtlar bulmaya çalıştık. Bir süre sonra da “doğru soru” sormayı ve soruları “doğru sormayı” da öğretmeye başladık.
Misafirlikte arkadaşlarımız bizim bu davranışımıza şahit olduklarında bizim “sabırlı” olduğumuzu dile getirirlerdi. Bir arkadaşım, kendince bana üzüldüğünden, bir çözüm (?) önerdi:
- Çocuğun sürekli soru soruyor. Çok yoruluyorsun. Benim çocuklarım bana “bulaşmazlar”.
Her ne kadar durumu anlasam da çocuklarının artık soramadığı o soruyu ben sordum bu defa:
- Neden?… Neden artık sana soru sormuyorlar?
- Baktım ki sorularını cevapladıkça; sorular bitmiyor ve artarak devam ediyor; sorunu kökten çözdüm: “Bilmiyorum!” dedim. Artık, sormuyorlar; ben de yorulmuyorum.
- Aslında böyle de cevap vermiş oluyorsun.
- Nasıl?
- Çocuklar sorularının karşılığını belki alamadılar ama babalarının onlarla ilgilenmek istemediği mesajını aldılar. Yani, her soru mutlaka bir mesajla döner.
- ….. (Kısa bir sessizlik)
Bu davranışın toplumda yaygın olduğunu üzülerek görüyorum. Sorular sorulmadıkça da sorunlar büyümeye devam ediyor.
Arkadaşımın çocukları, muhtemelen sorularına yanıt bulabilmek için başka yollar aramışlardır. Yanıt verecek kişilere ya da kaynaklara ulaşamadıkları zaman ise öğrenme süreçleri büyük yaralar almıştır.
Öğrenme süreci; yara alsa da yaşamaya devam eder. Öğrenme bittiğinde; hayat da biter. Belki bazıları bitkisel hayata yaşamak diyorsa; o başka tabi.. O nedenle hayatın devamı ve gelişimi için öğrenmeye; öğrenmek için de soru sormaya ihtiyacımız var.
Soru ile Sorun arasında ölümcül bir bağ olduğunu düşünüyorum. Bana göre “Sorun”un sonunu “soru”lar getiriyor. Çözümün kazanması için sorunun yenilmesi gerekiyor. Bu mücadelede sorunların üstüne giderken “doğru” soruyu kuşanmalı; “doğru” kaynaklara ulaşmalı ve “doğru” şekilde sormalıyız.
Bir açıdan yaşam; sorunlarla başa çıkma mücadelesidir. Bu mücadelede ihtiyacımız; soru sormaktır. Çünkü, soru gelirse; sorun gider!