Ben Varım!

Metroda, tramvayda, otobüste, metrobüstesin… Ayakta durmakta zorlanan bir dedenin ya da bir gebenin yer baktığını görüyorsun… Herkes şehrin yorgunu… Herkes saygı yoksunu… “Zorda kalmasa binmezdi.” diyerek yer veriyorsun… Yaş almış deneyim hazinelerine hürmet kalmadığını görüyor, üzülüyorsun. Durumdan rahatsız bir teyzemiz: “Ah evladım, çok sağ ol; artık büyüğe de saygı yok!”

  • Sen umudunu kaybetme teyzeciğim. Sakın üzülme! Saygı ölmedi. Ben varım!

Öğretmen arkadaşlarla muhabbet ederken bir tanıdık yanımıza geliyor. O da meşhur soruyu soruyor: “Sizin meslek nedir?”

Arkadaşlarım, başı öne eğik, kısık bir sesle yanıtlıyor: “Öğretmenim.”

Arkadaş, öğretmenimizin bu hâlinden rahatsız oluyor: “Öğretmenim, en yüce meslek senin mesleğin. Başın öne eğilmesin.”

Öğretmen arkadaşlar dertleniyor:  “Nasıl eğilmesin arkadaşım? Öğrenciler bizlerle alay ediyor. Videolar her yerde dolaşıyor. Utanma da yok!”

  • Utanma henüz ölmedi. Başkaları adına da utanan olarak Ben varım!

Bir olmayı yanlış anladık. Bir olmak, birlikte olmaktı. “Sen biriciksin.” dediler. Kendimizi dünyanın merkezi sandık. Farklı olmakla bencil olmayı karıştırdık.

Ekranlarda bir hayatta kalma yarışı başladı. Bir lapa pirinç için arkadaş sattık. Biz adadan gidenlere bakarken aslında dostluğa el salladık. Varsın ekranlar hazlara odaklansın… Bir olmanın gücüne inananlar hâlâ var. Misal; Ben varım!

Bir gün bir parlak (?) fikir doğuyor. Belli ki hayvanat bahçesinden ilham alınıyor. “Neden insanları da 24 saat izlemiyoruz?” deniliyor. Sonra birileri birilerini gözetlemeye başlıyor. İşte o günden beri mahremiyet can çekişiyor.

Diziler de başka bir âlemde; “aşk” artık hazzın simgesi olmuş, derin duygular yok. “Edep ölmedi.” diyorum. Aşk’ı doğru konumlandıran, edepliler de var. Misal; Ben varım!

Nezaketin yaşandığı dönemin arzusunu çeken bir amca “Yoklar Listesi” yapmış ve yakaladığı bir gence tek nefeste anlatıyor:

  • Gıybet arttı, ekranlara taştı. Doğru söyleyen yine köyden kovuldu. Dobralık kalmadı. “Sanal” geldi, gerçeklik yok…
  • Futbolu spor bilirdik; meğer öyle değilmiş… Kimi için küfürle içilen bir antidepresan, kimileri için şiddete bahaneymiş. Artık ezelî rekabet için ebedî dostluklar da yok…
  • Uzun yazılar azaldı. Meğer okunmuyormuş. Çağ; hız çağıymış, durmak olmazmış… Üç saniye içinde ilgi çekmek gerekmiş… Odaklanma aranır olmuş; derinleşme yok…
  • “Halil İbrahim Sofrası” artık kurulmuyormuş… Misafir, bulduğunu yemek yerine ev sahibini eleştiriyormuş. Bunu da yine ekranlardan öğrenmiş. Burunlar havada, hoşgörü yok…
  • Torunumu doktora götürdüm. Kapıdaki ekranda çocukların isimleri listelenmiş. Listeye baktığımda Kadir, Kıymet, Latif, Zarif, Edip, Adil, Emin gibi isimler yok. Zaten bu isimlerin anlamını bilen de yok…
  • En çok izlenen dizilere baktım. Zaman yolculuğu revaçta… Belli ki bu zamandan da umut yok…

Dayanamadım, ruhum daraldı. Derin bir nefes aldım ve haykırdım: “Ne demek ‘umut yok’!”

  • Umut yoksa biz de yokuz. Oysa “Ben varım!”

Saygılıyım; öğretmenlerin baştacı olduğunu biliyorum. Farklı ve özgün olduğumu biliyorum ama “bir olma”yı egoistlikle karıştırmıyorum. Biz olamadığımız yerde; ben olamayacağımı biliyorum.

Paylaşmayı biliyorum, liyakati uyguluyorum. Gıybeti tercih etmediğim için yalnızlaşma korkusu taşımıyorum. Varsın ketum desinler. Yeter ki “hakka girmiş” demesinler…

Ekranlarda boy gösteren akademisyenleri (?) genelleştirerek bilim insanlarının emeğini görmezden gelmiyorum. Gerçekten üreten, geleceği yetiştiren bilim insanlarını da görüyorum…

Ben de tek nefes, umudu diriltmek adına haykırıyorum:

Bilimi ve âlimi el üstünde tutmaya Ben varım!

Çocuklarımıza emanet bırakacağımız bu dünyayı yaşanabilir kılma gayretine Ben varım!

Samimiyeti ve güveni yeniden ayağa kaldırmak için Ben varım!

Biliyorum, yalnız değilim.

Ama görünür olmadığımız için az sanılıyoruz.

İşte bu yüzden, karamsarlık bulutlarını dağıtmak için haykırıyorum:

  • Ben Varım!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir