Öğrenme denildiğinde çoğu insanın aklına bilinçli bir çaba gelir. Bir konuyu merak etmek, araştırmak, eğitim almak, kitap okumak veya uzmanlardan bilgi edinmek öğrenmenin en bilinen yollarıdır. Bu yaklaşımda birey öğrenmek istediği için öğrenir. Hedef bellidir, çaba bilinçlidir ve süreç büyük ölçüde kişinin kontrolündedir.
Ancak öğrenme yalnızca bilinçli tercihlerimizin sonucu değildir. İnsan zihni çevresinden sürekli olarak bilgi toplar, işler ve depolar. Bu nedenle öğrenmenin önemli bir kısmı, bireyin özel bir öğrenme amacı olmaksızın gerçekleşir. Psikoloji literatüründe örtük öğrenme, tesadüfi öğrenme veya maruz kalma yoluyla öğrenme olarak açıklanan bu süreçler, bireyin farkında olmadan bilgi edinmesini ifade eder.
Günlük yaşamda bunun birçok örneğiyle karşılaşırız. Çoğu zaman bir şarkının sözlerini ezberlemek için özel bir çaba göstermeyiz. Hatta bazı şarkıları sevmediğimiz halde sözlerini eksiksiz hatırlayabiliriz. Bunun nedeni, ilgili uyaranlara sürekli maruz kalmamızdır. Özellikle seçim dönemlerinde sıkça çalınan propaganda şarkıları veya reklam kampanyalarında tekrar edilen sloganlar, istemesek bile zihnimizde yer eder. Tekrar, öğrenmenin en güçlü araçlarından biridir.

Aslında öğrenme yalnızca sözlerden ve bilgilerden ibaret değildir. Çevremizde gördüğümüz, duyduğumuz ve hissettiğimiz her şey bize bir şeyler öğretir. Bir işyerinin duvarında yer alan tablolar, afişler veya görseller kurumun hangi değerlere önem verdiğini anlatır. Üretim alanının düzenli ve temiz olması, çalışanlara farkında olmadan disiplini, sistematiği ve işine özen göstermeyi öğretir. Buna karşılık düzensiz bir ortam da aynı şekilde bir mesaj verir. Çünkü insanlar sadece anlatılanlardan değil, maruz kaldıkları çevreden de öğrenirler.
Davranışlar da güçlü öğretmenlerdir. Her sabah çalışma arkadaşlarına selam veren bir çalışan, iletişimin ve insani ilişkinin önemini çevresindekilere hissettirir. İşyerine girdiğimizde söylediğimiz bir “Günaydın” ve buna verilen cevaplar bile bize insanlar hakkında bilgi sunar. Örneğin selamımıza sürekli olarak “Hayırlı sabahlar” şeklinde karşılık veren bir kişinin, “Günaydın” ifadesiyle arasının çok da iyi olmadığını zamanla öğrenebiliriz. İnsanların tercihleri, hassasiyetleri ve değerleri çoğu zaman bu küçük etkileşimlerin içinde saklıdır.
Öğrenme bazen dikkatli gözlemin sonucudur. Bir dostumu işyerinde birkaç kez ziyaret ettiğimi düşünelim. İlk ziyaretlerde çayımın yanında şeker gelirken, sonraki ziyaretlerde kahvemin sade hazırlanması veya çayın yanında şeker bulunmaması, görevli arkadaşımızın beni gözlemlediğini ve tercihlerimi öğrendiğini gösterir. Belki kendisine hiçbir zaman özel bir talimat verilmemiştir. Ancak tekrar eden deneyimler sayesinde davranışlarımız hakkında bilgi edinmiş ve bu bilgiyi hizmetine yansıtmıştır.
Bu nedenle yıllar önce web siteme “Öğrenmenin sonu yok” ifadesini yazmıştım. Gerçekten de öğrenmenin sonu yoktur. İnsan, istese de istemese de öğrenmeye devam eder. İçinde bulunduğu ortamdan, karşılaştığı insanlardan, izlediği programlardan, dinlediği müziklerden, çalıştığı kurumdan ve hatta günlük rutinlerinden sürekli olarak etkilenir.
Tam da bu nedenle ne öğrendiğimize ve nasıl öğrendiğimize dikkat etmemiz gerekir. Çünkü öğrenme her zaman olumlu sonuçlar üretmez. Faydalı davranışlar öğrenilebildiği gibi zararlı davranışlar da öğrenilebilir. Son yıllarda bazı televizyon programlarında bireysel başarı için ekip arkadaşlarıyla rekabet etmenin ötesinde onları küçük düşürmenin normal olduğu mesajı sıkça verilmektedir. İnsanların arkalarından konuşmanın, kusur aramanın, emek verilerek hazırlanan bir yemeği teşekkür etmek yerine en küçük ayrıntısından dolayı acımasızca eleştirmenin olağan davranışlar gibi sunulduğuna tanık oluyoruz. Sürekli maruz kalınan bu içerikler zamanla insanların neyin kabul edilebilir olduğuna ilişkin algılarını etkileyebilmektedir.
Bu nedenle öğrenmek son derece ciddi bir iştir. Çünkü öğrenme yalnızca bilgi biriktirmek değil, aynı zamanda karakterimizi, davranışlarımızı ve ilişkilerimizi şekillendiren bir süreçtir. Farkında olsak da olmasak da sürekli öğreniyoruz. O halde öğrenme kaynaklarımızı seçerken daha bilinçli davranmalı; bize değer katan, ufkumuzu genişleten ve insanlığımızı güçlendiren öğrenmelere yönelmeliyiz.
Faydasız ve zararlı öğrenmelerden uzak durabilmek dileğiyle…