Kerem, bitkin bir hâlde sırasını bekliyordu. Nihayet kapının yanındaki ekranda adını gördü. Son bir gayretle ayaklarını sürüyerek doktorun odasına kadar gitti. Oldukça yorgun görünüyordu. Doktor Bey, ona koltuğu işaret ederek, “Ayakta kalma, otur lütfen,” dedi.
Kısa bir sessizlikten sonra ise,
“Anlat delikanlı, ne oldu böyle?”
sorusuyla Kerem’i baş başa bıraktı.

Kerem, derin bir nefes aldıktan sonra hikâyesini anlatmaya başladı:
“Girişemiyorum Doktor Bey!”
Doktor Bey şaşırmıştı. İlk defa böyle bir ifadeyle karşılaşıyordu. Hafif bir gülümsemeyle Kerem’in devam etmesini isteyen bir ifade takındı. Kerem anlatmaya devam etti.
“Bu sabah çok ünlü isimlerin davetli olduğu bir panel vardı. Ona katılmak için evden çıktım. Neredeyse yarım saat dolmuşun gelmesini bekledim. Geç kalacağımı düşünmeye başladım. Neyse ki dolmuş geldi. Yaklaşık yirmi dakika sonra metro durağında indim. Turnikelerden geçerken kartımda yetersiz bakiye olduğunu oradaki herkes de duymuş oldu. Bakiye yüklemek için sıraya girdim; bir on dakika da orada geçti.”
Doktor Bey, Kerem’in bir an önce konuya girmesini, sadede gelmesini bekliyordu. Onun sabırsızlandığını fark eden Kerem, hikâyeyi biraz ileri sarmaya karar verdi.
“Neyse ki panele yarım saat gecikmiş olsam da yetiştim, Doktor Bey. Büyük salonun ortalarında bir koltuğa yerleştim. Sırayla ünlü girişimciler söz almaya başladı. Önce nasıl battıklarını anlattılar, sonra mevcut işlerinden bahsettiler. Anlattıkları beni çok heyecanlandırıyordu. Atmosfer harikaydı. Hayal dünyamda kendimi onların yerine koyuyor, ilk işlerimi batırıyor ama sonrasında mutlu sonla biten aksiyon filmlerinin heyecanlı arka plan müziği eşliğinde, kendimi sahnede başarı ödülü konuşması yaparken buluyordum.”
Doktor Bey, sürekli kongrelere katıldığı ve benzer panellere sıkça şahit olduğu için henüz garip bir durum görmemişti. Kendisi de zaman zaman gençlerle benzer başarı hikâyelerini paylaşmıştı. Kerem anlatmayı sürdürdü:
“Sonra ara verildi. O sırada ünlü konuşmacıların hayat hikâyelerini araştırmaya başladım. Ben onları incelerken telefonuma bir mesaj geldi. Annemdendi.”
Doktor Bey, karşısında tükenmiş hâlde duran Kerem’in bu cümlesinden sonra annesinin ağır hasta olduğunu düşünmeye başlamıştı ki Kerem devam etti:
“Mesajda ‘Yavrum, eve gelirken iki paket makarna ile üç ekmek al’ yazıyordu. O an hayal dünyasından soğuk duş etkisiyle uyandım. Girişimcilik hayalleri kuruyordum ama ileride anlatabileceğim batırma hikâyeleri için bile paramız yoktu. Zaten batmış durumdaydık. Eve gidesim gelmedi, Doktor Bey. Ben girişimci olmak istiyorum ama bir türlü de girişemiyorum.”
Doktor Bey, gençlerin iş bulma ve girişimcilik sorunlarına yabancı değildi ama bu meseleyle hiç bu kadar yakından yüzleşmemişti. Önce Kerem’e kolonyayı uzattı, ardından kendisi kullandı. Ensesine kadar sürdü kolonyayı. Sonra derin bir nefes aldı. Bu genci bu hâlde gönderemezdi. Konu önemliydi. Üstelik Doktor Bey’in hikâyesi de Kerem’inkine oldukça benziyordu.
“Keremciğim, seni anlıyorum. Girişimci olma isteğini takdir ediyorum. Belli ki hayallerin var. Düşünsene, artık kaç genç hayal kuruyor? Ailene bakma sorumluluğunu derinden hissediyorsun. Bir an önce bir çıkış kapısı arıyorsun. Sakın umudunu kaybetme; mutlaka o kapıyı bulacaksın. Şimdi bunları benim söylemem sana inandırıcı gelmiyordur. ‘Tuzun kuru nasıl olsa’ diyorsundur. Haklısın da. Her yerde karşımıza çıkan başarılı girişimcilerin çoğu zaten aileden zengin olanlar. ‘Bundan önce kurduğum ilk beş girişimde milyon dolarlar batırdım’ cümlesini öyle rahat kuruyorlar ki… Ben de senin gibi düşünüyorum bu hikâyeleri duyduğumda. ‘Madem riske atabileceğin o kadar sermayen var, bir zahmet girişiver,’ diyorum.”
Kerem rahatlamış görünüyordu. Aynı duyguları o da taşıyordu ama dile getiremiyordu. Seslendirse, maddi imkânsızlığını bahane ediyormuş gibi hissedecekti. Cesaret aşılayan onlarca kitap okumuştu; ancak acı gerçekler markette ortaya çıkıyordu. Raftan makarnayı alırken, bir gün o makarnayı üreten kişi olup olamayacağını düşünüyordu. Doktor Bey, Kerem’in biraz daha rahatladığını hissedince konuşmasına devam etti:
“Keremciğim, ben de yıllarca maaşla çalıştım. Bir yandan da hayal kurmaya devam ettim. Yıllar içinde kenara koyduğum küçük tasarruflarla, patentini aldığım bir davranış analiz yazılımına yatırım yaptım. İlk yıllar çok zor geçti. Teknik bilgi bende vardı ama bu yatırımı potansiyel müşterilere anlatamıyordum. Sonra ilk ürünü sattım. Zamanla uygulama duyuldu. Bugün çok zengin olmayabilirim ama yılların emeğiyle hayalime kavuştum.”
Kerem yine bir başarı hikâyesiyle karşılaşmıştı ama hâlâ nasıl ilerleyeceğini bilmiyordu. Doktor Bey’den bir ışık bekliyordu. Doktor Bey sözlerini sürdürdü:
“Kerem, doğru yoldasın. Panel arasında yaptığın araştırma, ilk adımı attığını gösteriyor. Başarının ardında neler olduğunu anlamaya çalışmışsın. Sonra o girişimcilerin durumlarıyla kendi durumunu karşılaştırmışsın. Bu bir nevi aydınlanma. Bir yanda zengin ailelerin çocuklarının adeta ‘oyuncağı’ hâline gelen girişim hikâyeleri, diğer yanda senin kendi yolunu arayışın… Bu arayış seni ilk soruya getirmiş: ‘Ben kimim?’ Şimdi kendini araştırma zamanı. Hangi konularda yetkinsin? Neler üretmek istiyorsun? Bu istekler sana mı ait, yoksa başkalarının sattığı hayalleri mi satın alıyorsun? Karakterin girişimciliğe uygun mu? Risk almayı seviyor musun? Mücadeleci misin? Belki de sen tam bir görev insanısın. Başarılı bir ekip içinde uyumlu ve aktif bir çalışan da olabilirsin.”
Kerem, bu sorularla ilk kez bu kadar açık şekilde yüzleşmişti. Odaya girerken sırtında tükenmişliğin yükü vardı. Şimdi o yüklerden kurtulmuş hissediyordu. Ancak yerine yeni bir yük almıştı. Aslında bu bir ödevdi: Kendini araştıracaktı. Bu zamana kadar hep ünlü girişimcileri dinlemişti; kendini hiç dinlemediğini fark etti. Ayrılmak için Doktor Bey’den izin istedi.
“Keremciğim, bu kartımı almanı istiyorum. Bunaldığını hissettiğinde hemen arama ama. Önce kendi mücadeleni ver. Baktın olmuyor, numaram orada. Böyle istekli bir gencin üretmek istemesi elbette desteklenmeli. Yok öyle gençlerin sırtına kuru kuruya geleceğin yükünü yüklemek…”
Kerem, Doktor Bey’in bu sıcak yaklaşımı karşısında yüreğinde umut, zihninde yeni sorularla odadan ayrıldı. Neyse ki bu soruların cevaplarını uzakta değil, yine kendinde arayacaktı.