Fikrim Yok!

Son zamanlarda düşünme yetimizin zayıfladığı ve insanların karar alma süreçlerinde belirgin bir bozulma olduğu yönünde çok sayıda tespitle karşılaşıyoruz. Hatta bazı popüler yayınlarda tarihte ilk kez bir neslin geçmiştekinden daha az “zekâ” ile geliştiği iddiaları bile gündeme geliyor. Bu tartışmaların merkezinde ise erken yaşta ekranlarla tanışma ve ekran bağımlılığı gibi olgular yer alıyor. Özellikle genç kuşaklar için düşünme süreçlerini olumsuz etkilediği savunuluyor.

Yaşam serüvenini kısaca “karar alma süreci” olarak tanımlasam sanırım yanlış olmaz. Uyandığımız andan itibaren sürekli karar alıyoruz:

  • Biraz daha uyusam mı yoksa kalksam mı?
  • Ne giyeceğim?
  • Ne yiyeceğim?

Bu süreç, tüm gün boyunca devam eder; hatta söylemde sıkça geçen bir rakama göre ortalama yetişkin günde yaklaşık 33.000 ila 35.000 karar vermektedir. Bunların bazıları mikro kararlar olmakla birlikte toplam zihinsel yükü oluşturur. Bu sayı, özellikle son yıllarda decision fatigue (karar yorgunluğu) üzerine yapılan araştırmalarda kaynak olarak gösterilmektedir.

İnsanı diğer canlılardan ayıran en temel özelliklerden biri düşünme ve karar verme becerisidir. Zaman içinde, kararları hızlı verebilmek amacıyla açık uçlu sorular yerine çoktan seçmeli soru tipleri gibi formata dayalı yaklaşımlar yaygınlaştı. Pek çok kişi — ben de dahil — öğrencilik yılından itibaren seçenekler arasından en uygun cevabı en hızlı biçimde bulma konusunda uzmanlaştı.

Bu durum zamanla bir “seçenekler tuzağı” yaratıyor olabilir. Bu kavram, karar vermede özgün düşünme yerine hazır cevaplara yönelme eğilimini tanımlar. Literatürde benzer kavramlar olarak buhran ya da overchoice (aşırı seçenek) gibi terimler bulunmakla birlikte; “seçenekler tuzağı” ifadesi ile düşünsel bağımlılık ve karar verme mekanizmalarının yozlaşmasına işaret etmeyi hedefliyorum.

Bu tuzaktan kaçmak için okuma, tartışma ve üretken düşünce çabaları geliştirdik. Nasıl ki dişlerimizi parlatmak için fırçalamamız gerekiyorsa, düşüncelerimizi parlatmak için de çokça okumamız gerekiyor.

Ancak günümüzde görsellerin akış halinde olduğu sosyal medya ve mobil oyunları karşısında çocuklarımız savunmasız durumdalar. Düşünmek için gerekli olan “üretken yalnızlık” — yani seçim yapma ve içe dönme becerisini geliştirecek sessiz zaman — bir türlü sağlanamıyor. Üretken yalnızlığı, bireyin hem içsel hem de yorulmadan düşünce üretmesini sağlayan odaklı dinginlik hali olarak tanımlıyorum.

Ayrıca çocuklarımızın karar alma fırsatları, ebeveynler tarafından sürekli engellendiği için sınırlı kalıyor. Bu engel ise çok sevimli sunuluyor. Ebeveynler çocuklarının önündeki her engeli açmaya alıştıkları için karar verirken yaşadıkları kısa süreli zorlanmaya dahi izin vermiyorlar. Ergenlik dönemine kadar pek çok kritik kararı aile büyükleri alıyor; bu süreç yetişkinlikte eşlere ve çevreye bırakılıyor. Ne kadar acı bir tablo!

Karar alamama durumu yaygınlaştığında çocukların yanıtları giderek daha sık “Fikrim yok!” şeklini alıyor. Ne felaket! Fikir üretme ve karar alma becerisinden yoksun bir nesil mi geliyor?

TÜİK deneyimli ve İstatistik alanında yüksek lisans yapmış bir kişi olarak bu olguyu şöyle açıklamak istiyorum: Likert tipi ölçeklerde ortadaki seçenek genellikle “Fikrim Yok” olarak işaretlenir ve çan eğrisi şeklini alırsa ölçeğin uyumlu olmadığı ortaya çıkar. Bu seçenek, araştırmacıların görmek istemediği bir durumdur çünkü ölçek çalışmamıştır.

Bugün ise toplumda “Fikrim Yok” yanıtlarının ortalama yerine yükselerek bir ‘gökdelen’ eğrisi oluşturduğunu görüyoruz. Bu, çocuklarımızın karar alma konusunda zorlandığını, karar alma sorumluluğunu başkalarına bırakmayı tercih ettiğini gösteriyor. İnsanı özgürleştiren en önemli kazanımlardan biri olan karar alma hakkını başkalarına bırakmak, en nihayetinde bireylerin özgün kimliklerini ve yaşam kalitelerini zayıflatır.

Anne-babaların sürekli karar verdiği bir çocuktan, yetişkin olduğunda eşine ve çevresine karar verme sürecini devreden bireylere dönüşüm, sadece bireysel değil toplumsal bir risk unsuru haline geliyor.

Likert eğrisinde olduğu gibi “Fikrim Yok” seçeneğinin sadece çan eğrisinin tepe noktası değil de geniş ve derin bir vadi olması için çocuklarımızın karar alma becerilerini beslemek, desteklemek ve geliştirmek hepimizin sorumluluğudur.

Çocuklarımız yetişkin olduklarında doğru kararlar alabilsinler — çünkü bu kararlar hanelerimiz, işyerlerimiz, ülkemiz ve dünyamız için kritik önemde!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir