Çocukluk ne zaman biter?
Takvim yaşıyla mı? Kimlikte yazan rakamla mı? İlk maaşı alınca mı? Evlenince mi? Çocuk sahibi olunca mı?
Aslında yetişkinlik çoğu zaman yaşla değil, sınırları kabul etme becerisiyle başlar. İnsan, dünyanın sadece kendi isteklerinden ibaret olmadığını anladığında büyümeye başlar.
Ama herkes aynı hızda büyümez.
Bazıları genç yaşta ağır sorumluluklar taşıyarak olgunlaşır. Bazıları ise saçlarına ak düşse de hâlâ çocuk kalır. Özellikle güç sahibi olduklarında bu çocukluk daha görünür hâle gelir.
Ve en tehlikeli çocukluk biçimlerinden biri de patronluk koltuğunda yaşanan çocukluktur.
***
“Çocuk gibi davranıyor” dediğimizde neyi kastederiz?
- Her istediğinin hemen olmasını istemek
- Sonuçları düşünmeden karar vermek
- Sınır tanımamak
- Başkalarının duygularını hesaba katmamak
- Canı sıkılınca oyunu bozmak
- Suçu hep başkasında aramak
- Kuralları sadece kendisi için esnetmek
Çocuk için bunlar doğaldır. Çünkü öğrenme dönemindedir.
Ama yetişkin bir insan, hele ki bir işletmenin başındaki kişi böyle davranıyorsa mesele artık masum değildir.

Çünkü onun oyuncağı plastik araba değil; insanların emeği, zamanı, geleceği ve geçimidir.
***
Bazı patronlar işletmeyi bir yapı değil, bir oyuncak gibi görür.
Canı isterse fabrikayı taşır.
Canı isterse bir departmanı dağıtır.
Canı isterse yılların çalışanını kapının önüne koyar.
Canı isterse fiyatı yarıya indirir.
Canı isterse tedarikçiye “120 gün beklesin” der.
Kararlar veriyle değil, anlık hevesle alınır.
Bugün yarış arabası olan oyuncak, yarın polis arabası olur. Ertesi gün uzay gemisine dönüşür.
Ama gerçek hayatta işletmeler böyle çalışmaz.
Çünkü işletmelerde;
- İnsan kaynağı vardır
- Nakit akışı vardır
- Güven ilişkileri vardır
- Marka itibarı vardır
- Pazar dengeleri vardır
- Hukuk vardır
- Rekabet vardır
Kısacası gerçek dünya vardır.
***
Çocuk sahilde kumdan kale yapar.
Uzaktan bakınca görkemlidir. Kuleleri vardır. Kapıları vardır. Çocuk onu gururla izler.
Ama tek bir dalga yeterlidir.
Plansız büyüyen şirketler de böyledir.
Dışarıdan büyük görünürler. İçeride ise:
- Sistemsizlik
- Korku kültürü
- Keyfi kararlar
- Borç baskısı
- Personel devri
- Sessiz yetenek kaybı
- Ertelenmiş problemler
vardır.
Dalga gelene kadar herkes ayakta sanır.
Sonra bir gün;
- Kur artar
- Talep düşer
- Rakip güçlenir
- Kritik çalışan ayrılır
- Banka frene basar
- Tahsilat aksar
Ve kumdan kale dağılır.
***
İşler bozulunca bazı patronların ilk tepkisi çözüm aramak olmaz.
Tıpkı oyuncağı alınmış çocuk gibi:
- Bağırırlar
- Suçlu ararlar
- Ekiplerini suçlarlar
- “Kimse beni uyarmadı!” derler
- Geçmiş kararlarını inkâr ederler
- Panikle daha kötü kararlar alırlar
Oysa çoğu zaman uyarılmışlardır.
Finansçı söylemiştir.
Satışçı anlatmıştır.
Üretimci belirtmiştir.
Danışman raporlamıştır.
Ama duymak istememişlerdir.
Çünkü bazı insanlar gerçeği değil, kendi oyunlarını sever.
***
Çocuk patronların en sevmediği kişiler deneyimli insanlardır.
Çünkü deneyim sınır hatırlatır.
- “Bu fiyat sürdürülemez.”
- “Bu taşınma riskli.”
- “Bu kadar vade piyasayı bozar.”
- “Bu çalışan giderse boşluk oluşur.”
- “Bu yatırım zamanı değil.”
Bu cümleler onların kulağına öneri gibi değil, oyuncağı elinden alma girişimi gibi gelir.
Bu yüzden akıllı insanlar zamanla susar.
Ve bir işletme için en büyük risk, yanlış karar değil; doğru insanların konuşmayı bırakmasıdır.
***
Gerçek patronluk sınırsız güç kullanmak değildir.
Gerçek patronluk:
- Kendini sınırlayabilmektir
- Kararı veriye dayandırmaktır
- “Bilmiyorum.” diyebilmektir
- Yetki dağıtabilmektir
- Uzmanı dinleyebilmektir
- Bugünü değil yarını da düşünmektir
- İnsanları oyuncak değil ortak değer görmektir
Koltuğa oturmak kolaydır.
Olgunlaşmak zordur.
***
Bir şirketin kaderini çoğu zaman piyasa değil, patronun olgunluk seviyesi belirler.
Çocuk aklıyla yönetilen işletmeler bir süre şansla yürüyebilir. Ama sürdürülebilir başarı için çocukça heves değil, yetişkin disiplini gerekir.
Çünkü işletme oyuncak; çalışanlar da oyunun figüranı değildir.
Oyuncağını korumaya çalışan patronlar sonunda şirketlerini kaybeder.
Şirketini büyütmek isteyen patronlar ise önce kendilerini büyütür.