Dingin bir şekilde okumalarımı yaparken sokaktan yükselen köpek çığlığı ile dikkatim dağıldı. Camdan izlediğimde kavgada canı yanmış olan köpeğin yardımına koştuğunu gördüm. Bir kısmı da diğer köpeğe karşı öfke doluydu. Bazıları intikam hırsıyla köpeğe fırlatmak için taş arıyordu…
İnsanları izlerken toplumsal mahkemenin çoktan kurulmuş olduğunu gördüm. Sesi çok çıkan ve çığlığı ile insanların şefkat hislerini uyaran köpek; kalabalık tarafından masum ve mağdur görülüyordu. Diğer köpek ise çoktan cezalandırılmıştı ve ortamdan uzaklaştırılmalıydı.
Belki de çığlık atan köpek haksızdı. Diğeri sessizce karşı koymaya çabalamıştı. Hikayenin bu kısmını kimse bilmiyordu. Çünkü etraftaki insanlar; çığlık sonrası dikkatlerini oraya çevirmişlerdi…
Benzer durumlara sıkça şahit oluyoruz. Bir anlaşmazlıkta sesi çok çıkan ve “ağlayan” kişiler genellikle mağdur olarak görülüyor. Bu duruma çok iyi bildiğim bir tanığım var. Evet… Şimdi itiraf zamanı…
Evin en küçüğü olarak abimi ve ablamı rahatsız ettiğim zamanlar sıkça olurdu. Aramızdaki yaş farkı nedeniyle benimle oyun oynamaya yanaşmazlardı. Boş durmayı küçükken de sevmezdim. Sürekli oyun oynamak isterdim. Evin içinde oyun oynama potansiyeli yüksek adaylar; ablam ve abim olurdu 🙂

Aramızdaki yaş farkı nedeniyle ilgi alanlarımız farklıydı. Benim tercih ettiğim oyunlar, onların ilgisini çekmiyordu çoğu zaman. Sessiz ve derinden ısrar etmeye devam ediyordum. Israrlarım zamanla rahatsızlık veriyor ve tahammül sınırlarını zorluyordu. Bir düzeyden sonra, sabırları tükeniyor… evde minik bir kıyamet kopuyordu.
O zamana kadar verdiğim rahatsızlığı yalnızca abim ve ablam bilirken; onların bağırmalarını anne ve babam rahatlıkla duyuyordu. Hele bir de o bağırma sonrası gözyaşlarıma yol verdiysem; bu mücadelede kaybetme olasılığım sıfıra yaklaşıyordu. Görünürde haklı olan bendim. Çünkü, sesim çok çıkıyordu.
Yaş aldıkça çoğumuzda adil değerlendirme becerisinin yeterli olmadığını gözlemliyorum. Olayların çıkış nedenlerini ve süreci incelemeden son sahneye bakarak değerlendirme yapmaya eğilim gösteriyoruz. Küçük yaşlarda öğrendiğimiz “kendimizi haklı gösterme” becerisini iş hayatına taşıyanlarımızın sayısı hiç de az değil…
İşinde yükselmeyi istemek her çalışanın doğal bir hakkı. Rekabet elbette kaçınılmaz. Çatışma alanları olmazsa gelişim de olmaz. Bu tespitlere her birimiz katılıyoruz. Ama gözden kaçırmamamız gereken; “adil bir değerlendirme” anlayışına her zaman ihtiyacımızın olduğudur.
Adil ve şeffaf bir değerlendirme sistemi kuramadığımızda bir çığlık, bir damla gözyaşı bizi etkileyebilir. Tembelliğini, patronu sahada dolaşırken bir kenara bırakanlara çoğu zaman aldanabiliriz. Sessizce işini yapan, işine kendini kaptıran, sahada patronun dolaştığını dahi göremeyecek kadar odaklı çalışanları gözden kaçırabiliriz.
İşyerinizdeki “büyük kardeşlerin” hakkını korumak için ölçülebilir bir değerlendirme sistemi kurmak ve adil bir şekilde yönetmek kaçınılmaz sorumluluğumuz. İşte adalet olduğunda “küçük kardeşlerin” çığlık oyunları işe yaramayacaktır…
Not: Artık, ablamı ve abimi oyun oynamaya zorlamıyorum 🙂