Osmanlı’da “Şehremini” denilen bir unvan vardı. Anlamı basit: “Şehrin güvenilir kişisi.” Ama işin içinde sadece bir unvan değil, koca bir sorumluluk, hatta emanet bilinci yatıyordu. Kelime, Farsça “şehir” ile Arapça “emin”in birleşiminden geliyor. O dönemlerde şehremini; sarayların ve devlet binalarının bakımından tutun da belediye hizmetlerine kadar geniş bir yelpazede görev yapıyor, kendisine emanet edilen o koca yapının düzeninden ve sürdürülebilirliğinden sorumluydu.
Bu tarihi unvan bize iş hayatı için güzel bir ders bırakıyor: Her görev bir emanettir.
Günümüzde çoğu zaman unvan peşinde koşarken, o unvanın aslında neyi temsil ettiğini, ne kadar büyük bir sorumluluk taşıdığını gözden kaçırabiliyoruz. Oysa hangi pozisyonda olursak olalım, hepimiz bize verilen işi “emanet” gibi korumalıyız.
“Emin” kelimesi güvenilirlik, dürüstlük, sadakat gibi değerleri taşır. Belki bugün şirketlerde çalışanlara benzer şekilde anlam yükleyen unvanlar verilse, o eski emanet bilinci yeniden canlanabilir. Hatta belki de “görev atama ve kabul sözleşmesi” yerine “emanet sözleşmesi” yapılmalı. Böylece her çalışan, üstlendiği sorumluluğun sadece görev tanımı değil, aynı zamanda korunması gereken bir değer olduğunu her an hatırlar.

Mesela satış alanında büyük başarılara imza atan birinin “Satışemini” görevine getirildiğini düşünelim. “Emin” kelimesini her duyduğunda bu görevin sadece bir unvan değil, bir emanet olduğunu hatırlayacaktır. Ne yazık ki çoğu zaman bir pozisyona yükselenler, çok hızlı şekilde rehavete kapılır. Oysa unutmamalı: Eğer o görevin hakkı verilmezse, o emanet her an başkasına devredilebilir.
Benzer şekilde “Teşvikemini” diye bir unvanınız olduğunu hayal edin. Evet, kulağa biraz garip geliyor. Ama düşünün, anlamı “Teşvik yönetiminde güvenilir kişi.” Bugün daha çok “Teşvik Sorumlusu” gibi bir unvan kullanıyoruz. Fakat işin özünde sadece alınacak teşvik miktarını değil; işletmenin itibarını, devlet kurumlarıyla ilişkileri ve kamunun güvenini de korumak var.
Çünkü biliyoruz ki devlet teşvikleri, herkesin vergilerinden oluşan ortak bir havuzdan karşılanıyor. Yanlış beyanda bulunmak demek, sadece kendi işletmemizi değil, bütün o güven zincirini tehlikeye atmak demek. O yüzden biz bu görevi yürütürken işletmemiz bize güveniyor. Bizden emin…
Peki böyle özel bir tanıma gerek var mı? Aslında görev “Teşvik Uzmanı”, “Teşvik Sorumlusu” veya “Teşviklerden Sorumlu Müdür” gibi pek çok adla yürütülebilir. Ama unvanların gücünü hafife almamak gerek. Osmanlı’da bir şehremini olduğunda herkes biliyordu ki o şehir sana emanet. Bugün kaç belediye başkanı kendisini gerçekten “emanetçi” olarak görüyor, tartışılır.
Unutmayalım: Bir görevin sahibi olmakla, o görevin emanetçisi olmak arasında koca bir fark var. Söz algıyı, algı da her şeyi değiştirir.
Unvan dediğin sadece kartvizitte yazan kelime değildir; kimliğin, misyonun ve değerlerinin aynasıdır. Şehremini unvanının taşıdığı anlamı hatırlarsak, iş hayatındaki her görevimizi tıpkı bize emanet edilmiş bir şehir gibi korur, geliştirir ve bizden sonrakilere daha da iyisini bırakırız.