Eskisinden de İyi Oldu (!)

Müşteri: “Ama bu vidaları kullanmamışsın, gerekli değil mi?”
Usta: “Merak etme kardeşim, eskisinden daha iyi oldu.”
Sizin de başınıza gelmiştir böyle bir durum. “Madem bu vidalar olmadan da oluyordu, neden fabrikada monte edilmiş ki?” diye sormadan edemeyiz değil mi? Usta “Merak etme!” der ama biz insanlar merak etmeye programlıyız.
Benzer bir sahne, ürünü kendimiz kurarken de yaşanır. Ürün çalışır ama bir iki parça artar. “Herhalde yedek koymuşlardır.” diyerek kendimizi rahatlatırız. Oysa gerçek şu: Kullanım kılavuzları çoğu zaman okunmaz. Halbuki o parçalar bazen küçük ama kritik roller üstlenir.
Bir süre sonra bu “yedek” parçaları eksik ya da yanlış kullandığımız için sorunlar başlar. Tam da o an, ustanın “Eskisinden iyi oldu.” cümlesi tekrar kulaklarımızda yankılanır…
Eskiden bu tür durumları daha sık yaşardık. Artık ürünlerin çoğu tamir edilmiyor, değiştiriliyor. Seri üretim ve “kullan-at” kültürüyle, tamirat ustaları yavaş yavaş mesleklerini bıraktı. Şemsiye, oyuncak, ayakkabı tamiri gibi işler nostaljiye dönüştü.
Ancak yine de zaman zaman iş başa düşüyor. Tamir etme arzusu sadece bütçeyle ilgili değil, psikolojiyle de ilgili. Bir şeyi onardığımızda hissettiğimiz “başardım” duygusu, özgüvenimizi pekiştiriyor.
Tabii ki tamire başlamadan önce “olay yeri incelemesi” yapmak şart. Küçük işler denenebilir, ama uzmanlık gerektiren konulara müdahale etmek her zaman iyi sonuç vermez. Yine de “Elinden her iş gelen” kişi sayısı az olmasına rağmen, “Her şeyden anlarım” özgüvenine sahip kişi sayısı toplumda oldukça fazla.
Bazen bu “her şeyi bilen” kişiler, uzman ekiplerin saatlerce kafa yorduğu bir sorunu hemen çözüveriyor gibi görünür. İşletmelerde yüzlerce kişinin çalışarak geliştirdiği ürünlere, bir köşe başındaki tamirci nasıl çözüm bulabiliyor? İki ihtimal var:
Gerçekten yetenekli ama sistem dışı kalmış cevherler:
Nice parlak beyin, imkan bulamadığı için hak ettiği yerlere gelememiş olabilir. “Antepli Mennan Usta” gibi mucitler bunun örneği. Bu tür insanlar, teknik bilgiyle değil sezgiyle çözüm üretir. Üretici firmalar, bu yetenekleri dışlamadan, Ar-Ge’ye dahil etmeyi denemeli.

Uzmanlığı küçümseyenler:
Bu gruptakiler ise bilimi, mühendisliği, uzmanlığı küçümseyip kendilerini her şeyin üstünde görenlerdir. Bu tavır, toplumsal bir soruna dönüşmüş durumda. İnşaat ustası, mühendisi beğenmiyor. Mimar, alaylı müteahhit kadar değer görmüyor. Doktorun reçetesi kendi bilgimize göre revize ediliyor. Bu durumlar yaygınlaştıkça, bilime olan güven azalıyor, ilerleme yerini gerilemeye bırakıyor.
Bazı ustaların “Eskisinden iyi oldu!” cümlesi bazen gerçekten büyük bir keşfin habercisi olabilir. Ama çoğu zaman bir geçiştirme, hatta bir hata sebebidir. O yüzden, normalin dışında bir şey gördüğümüzde merak etmekten vazgeçmeyelim. İşletmelerin ekip halinde ortaya koydukları uzmanlığa saygı duyalım. “Ben daha iyi bilirim.” kibri yerine işbirliği içinde çalışmanın keyfini sürelim. Hani o tamir ederken bir türlü yerini bulamadığımız ve a(r)tık hale getirdiğimiz vida varya; işte o belki de sistemin sürekliliğini sağlayan ve etkisini uzun vadede anlayacağımız bir unsuru olabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir