Okuma Süresi: 3 dk
Beş altı yaşlarında olmalıyım. Kırmızı ışıkta duran aracımızın arka sağ camından yandaki araçları incelerken birden frenin tutmadığını ve arabanın geriye doğru gittiğini düşündüm. “Arka bölüme neden fren pedalı koymazlar ki!” diye de aklımdan geçirmiş olabilirim. Neyse ki bu korku kısa sürdü ve kaldırımdaki çınar ağacının yıllardır orada olduğu gibi yine dimdik ayakta olduğunu fark ettim. Bendeki bu algının yandaki araçların ilerlemeye başlamasından kaynaklandığını anlamış oldum.

O araçlarla aynı yolda idik ve belki de aynı hedefe ilerlerken kısa bir süre durmak gerekmişti. Her zaman aynı hızla yol alınmıyor. Bazen hızlı, bazen de yavaş hareket etmek gerekiyor. Yolculuğun hızı varılacak yere, tercih edilen yolun durumuna ve sürücünün yetkinliğine göre değişiyor. Sürekli hareket halinde olmak da kolay olmadığı için arada durmak da gerekiyor…. Gerektiği kadar durmak… Fazla durduğumuzda ve diğer araçlar yol aldığında aracın geri gittiğini düşünüyor ve fren pedalı arıyoruz.
Bu anımın kendi yolculuklarını gerçekleştiren işletmeler için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Seyir halindeyiz… Aracımız belki yalnızca ayağımızı yerden kesen bir model, belki de birçok araba tutkununun ekranında masaüstü görseli olarak bakmalara doyamadığı bir sanat eseri. Aracımızın motor gücü, rengi, hacmi değişebilir ama önemli olan keyifli bir yolculuk değil midir? Birçok işletmenin ulaşmak istediği hayalleri var. Ancak hayallerini destekleyecek hedefleri ve bu hedeflere ulaştıracak bir organizasyonu olan işletme sayısı oldukça az sayıda. Her işletme, kendince bir yol tutmuş ve bu yolda rakipleri ile birlikte yol alıyor. Rakip sayısı arttıkça işletmenin seyir güzergahındaki trafik yoğunluğu da artıyor. Trafik yoğunluğunu sevmediğimiz gibi rakipleri de sevmiyoruz. Ancak aracımızı da bu trafik yoğunluğunda hedefe ulaştırmamız gerekiyor.
Hedeflenen konuma zamanında ve sağ salim ulaşılamadığında ilk bakışta üç sorun akla gelmektedir: Sürücü acemidir, araç bakımsızdır, trafik yoğundur. Aracımız ne kadar donanımlı olursa olsun sürücü yetersiz ise hedefe istenen zamanda ulaşılamamaktadır. Yönetici seçimi bu nedenle işletmeler için çok önemlidir. Araçtan anlamayan bir sürücü, aracın mevcut ayarlarını da bozabilir. Benzer şekilde işletmesini doğru analiz edemeyen bir yönetici de iyileşmesi zor yaralar açabilir. Yöneticiye hedeflere ulaşamamanın nedeni sorulduğunda hatalarını kabullenerek hesabını verebilmelidir. Bu onun sorumluluk sahibi olduğunu gösterir. Hatalarını kabul etmeyenler ise genelde imkanlarının ve işletme altyapısının eksikliğini ve rakiplerinin saldırgan ve yıpratıcı hamlelerini öne sürmektedirler.
Hedeften sapma olduğunda genellikle ilk olarak yönetici suçlanmaktır. Bu davranış doğal kabul edilmektedir. Çünkü bir işletmede ortaya çıkan her sorun aslında yönetimin çözmesi gereken bir sorundur. Ünlü istatistikçi ve kalite uzmanı olan Ernest Deming’e göre hataların %85′ i yönetim tarafından kontrol edilebilecek sistemik hatalardır. Sistemleşmenin hızla artması ile hedeflerden sapma sorununda yönetimin sorumluluk oranı yüzde doksanın üzerine çıkmıştır. Bununla birlikte yöneticiye sunulan imkanlar ve yetkiler; hedefe ulaşma konusunda yüksek düzeyde önem taşımaktadır. Bir F1 sürücüsünden sorunlu bir yarış arabası ile birincilik getirmesini beklemek ne kadar doğal değilse; yetki ve sorumluluk dengesi kurulmamış yetkilendirme ve kısıtlı bütçe ile yöneticiyi ulaşılamayacak hedeflerden sorumlu tutmak da beklenmemelidir.
Araçların bakımlı olması kullanım ömrünü artırmaktadır. İşletmelerin altyapı ihtiyaçlarını zamanında karşılamaları ve makinelerini bakımlı tutmaları da sürdürülebilirliklerini artırmaktadır. Bu nedenle çağın ve sektörün gerektirdiği yatırımların zamanında gerçekleştirilmesi önemlidir. Nasıl ki araçların bakımsız olması durumunda trafik cezaları sürücüye kesiliyorsa; işletmenin yatırım ihtiyaçlarının karşılanmamasından da yönetici yerine yönetim kurulu/işveren sorumlu tutulmalıdır.
Trafik; her ne kadar sürücüler için zorlayıcı ve araçlar için yıpratıcı bir durum olsa da var olmaya devam edecektir. İşletmelerin yer aldığı sektörde trafiği oluşturan ağırlıklı etkenler; rakipler ve tedarikçilerdir. Rekabet ve tedarik yönetimi sorumlulukları da yöneticilerin görev tanımında yer almaktadır. Trafiği suçlamanın sürücülere kazanç sağladığı henüz görülmemiştir. Bu nedenle işletme hedeflerine ulaşılamadığında rakipleri suçlamak da doğru bir davranış değildir. Haksız rekabet ve sözleşme aykırılıkları konusunda hukuk yolları zaten açıktır. Düzenleyici ve denetleyici kurullar bu nedenle kurulmuştur. Ayrıca rakipler, sektörün gelişiminde çok önemli bir görev almaktadırlar.
Başarı için lider, ekip, varlıklar ve rakipler çok dikkatli değerlendirilmelidir. Hedefe zamanında ulaşmak önemlidir. Bu nedenle akan trafikte kazasız yol almak; gereğinden fazla yolda durmamak gerekir. Çünkü ilerleyen bir yolda durmak; geride kalmaya benzer. Rakipler yeşil ışık yandığında hareket ederken, biz trafiğin ortasında beklersek geriye gittiğimizi zanneder, panikler ve arka koltukta otursak bile basacak fren pedalı ararız. Bu nedenle gerektiği kadar mola vererek ilerlemek gerekir.
Yüreğinize sağlık muhteşem bir yazı daha okuduk sizden