
İşimizin başına geçtiğimizde “Burası tam bana göre!” demeyi hangimiz istemeyiz? Bilimsel çalışmalar, bu hissi güçlendiren iki anahtar kavrama işaret ediyor: psikolojik sermaye ve iş becerikliliği. Ben de doktora tez çalışmamda otel çalışanlarıyla yürüttüğüm araştırmada bu iki kavramın birlikte yaşam doyumunu nasıl artırdığını ortaya koymuştum.
Amacım, bu çalışmanın uygulamaya dönük yönlerini sizlerle paylaşmak. Bununla birlikte kavramlara da kısaca değinerek anlam bütünlüğünü korumak istiyorum. Ayrıntılı bilgi isteyenler ise şu bağlantıyı ziyaret edebilir: Doktora Tezim.
Psikolojik sermaye, çalışanların öz yeterlik, umut, iyimserlik ve dayanıklılık boyutlarından oluşan, geliştirilebilir bir iç kaynaktır. Bu kaynak bireyin motivasyonunu ve performansını artırırken iş becerikliliğini de destekler. Öz yeterlik, “Bu görevi yapabilirim” inancını; umut, hedefe giden birden fazla yol görebilmeyi; iyimserlik, zorluklar karşısında fırsatları seçebilmeyi; dayanıklılık ise yaşanan darbelerden sonra yeniden toparlanabilmeyi ifade eder.
İş becerikliliği ise çalışanların işlerini kendilerine daha uygun hale getirmek için attıkları küçük ama bilinçli adımlardır (Wrzesniewski & Dutton, 2001). Üç boyutta incelenebilir: Görev becerikliliği, görevlerin kapsamını veya yöntemini yeniden düzenlemektir. İlişkisel beceriklilik, kimlerle ve nasıl çalışıldığını yapılandırmayı ifade eder. Bilişsel beceriklilik ise işin anlamını yeniden tanımlamaktır. Bu üçü bir araya geldiğinde, aynı iş tanımı içinde daha anlamlı, akışkan ve sürdürülebilir bir çalışma deneyimi ortaya çıkar.
Araştırmamda güçlü psikolojik sermayenin iş becerikliliği üzerinden yaşam doyumunu artırdığı görüldü. Özellikle genç ve iyimser çalışanların yaşam doyumlarının daha yüksek olduğu dikkat çekti.
İş becerikliliği kapsamında yapılacak küçük değişiklikler, tükenmişlik riskini azaltırken başarı ve kontrol duygusunu artırır. Böylece verimlilik yükselir, müşteri deneyimi ve iletişim güçlenir, çalışan bağlılığı artar.
İş becerikliliği kavramını günlük iş hayatına uyarlamak için bazı pratik öneriler sunmak istiyorum:
- Zor görevleri en verimli anlarımıza alalım. Enerjimizin en yüksek olduğu saatlerde en zorlu işleri öne çekelim. Böylece gün sonuna doğru daha hafif işlerle ilgilenecek enerjimiz kalmış olsun.
- Tekrarlayan işleri yapay zekâya devredelim. Zaman kaybettiren rutin işleri akıllı araçlara bırakalım. Yapay zekayı etkin kullanmak artık zorunluluk olmaya doğru gidiyor.
- Pomodoro tekniğini deneyebiliriz. Kısa odaklanma ve ara döngüleriyle zamanı daha etkili yönetebiliriz. Odaklanmaya hiç bu kadar ihtiyaç duymamıştık.
- Toplantıları kısaltarak, verimi artıralım. Etkin toplantı yönetimi ile zamanı daha katma değerli hale getirebiliriz.
- Teknolojiyi fırsata çevirebiliriz. Yeni gelişmeleri takip ederek işinizi daha hızlı ve kaliteli yapabiliriz. Yeni teknolojiyi ve dönüşüm önerilerini sunmaktan çekinmeyelim.
- Gelişim desteği istemekten çekinmeyelim. Zorlandığımız görevler için alternatif çözümler önerebiliriz.
- Ayın belli günlerinde farklı yerlerde çalışan meslektaşlarımızı ziyaret ederek hem ağımızı genişletebilir hem de yeni bakış açıları kazanabiliriz.
- Molaları sadece dinlenmek için değil, arkadaşlarımızla sohbet edip dertleşerek zihnimizi hafifletmek için de değerlendirebiliriz. Unutmayalım dertler doğru kişilerle paylaşıldıkça azalır.
- Enerjimizi yükselten, bize iyi gelen arkadaşlarımızla daha fazla vakit geçirerek iş günümüzü daha keyifli hale getirebiliriz. Unutmayalım bizler otonom cihazlar değiliz. Herşeyden önce insanız.
- Öğle yemeklerinde her seferinde farklı bir arkadaşımızın yanına oturup sohbet ederek hem ilişkilerimizi güçlendirebilir hem de yeni dostluklar kurabiliriz.
Elbette, iş becerikliliğinin tam anlamıyla fayda sağlaması için işletme yönetimlerinin de destekleyici ortamlar sunması gerekir. Hedeflerin birlikte belirlenmesi, çalışanlara yöntem özgürlüğü tanınması, geri bildirim döngülerinin güçlendirilmesi ve hata yapma özgürlüğünün verilmesi artık zorunluluk haline gelmiştir. Ayrıca, görev dağılımında çalışanların psikolojik sermaye profilleri dikkate alınmalı ve bu kaynağı geliştiren programlara yatırım yapılmalıdır.
Sonuç olarak; işimizi şekillendirmek, aslında hayatımızı da şekillendirmektir. Psikolojik sermayemizi besleyip iş becerikliliğini günlük rutinlerimize kattığımızda, aynı iş tanımı içinde bile daha yüksek bir yaşam doyumuna ulaşabiliriz.