Makalenin tamamını okumak için https://www.obstudies.org/index.php/obs/article/view/58

Son yıllarda neredeyse hepimizin kulağına aynı tavsiye fısıldanıyor: “Konfor alanından çıkmalısın.”

Bu cümleyi duyanların çoğu nezaketen başını sallıyor: “Haklısın, çıkmalıyım.” Ama samimi olalım; kafamızdaki karışıklık pek de dağılmıyor.

Hepimiz iş hayatında zaman zaman “Bu işi biraz daha bana göre hale getirebilsem çok daha mutlu olurdum.” hissine kapılmışızdır. Çalışan mutsuzluğunun arttığı bir dönemde doktora çalışmama tez konusu arıyordum ve karşıma Job Crafting kavramı çıkmıştı.

İşimizin başına geçtiğimizde “Burası tam bana göre!” demeyi hangimiz istemeyiz? Bilimsel çalışmalar, bu hissi güçlendiren iki anahtar kavrama işaret ediyor: psikolojik sermaye ve iş becerikliliği. Ben de doktora tez çalışmamda otel çalışanlarıyla yürüttüğüm araştırmada bu iki kavramın birlikte yaşam doyumunu nasıl artırdığını ortaya koymuştum.

Mevcut işimde hangi görevleri kendi tarzıma ve kurum hedeflerine uygun değiştirirsem mutlu ve verimli olurum? Nasıl bir iletişim davranışı geliştirirsem işte geçirdiğim zamanın nasıl geçtiğini unutur ve performansımı artırırım? Rutine düşmüş ve artık sıkıcı hale gelmeye başlamış olan işleri neden yapıyorum? Bu işlerin katma değeri ve anlamı nedir? Nelere fayda sağlıyor ve nasıl bir katma değer üretiyorum?