Öyle insanlar tanıdım ki fikirleri çığır açıcı… Bu insanlar henüz dünyaca ünlü değil ve milyonlarca takipçisi de yok. Aksine, konuştukça görülüyor hazineleri ve defineci olmaya itiyorlar dinleyenlerini…
Bu insanlar çevrenizde, iyi bakın onlara… Belki şimdi yetmişlerinde, belki de okula başlamak üzere… Sabah perdeyi açarak uyandırıyor belki en şefkatli öpücükle… Elinde bir kitap, bir ağacın gölgesinde, yahut bir suyun dinlendirici sesiyle dinleniyor… öyle işte… sessizce…
Kendimi bilgi definecisi olarak görüyorum çoğu zaman. Dünyada kırk yılı devirince daha rahat görebiliyorum bu hazineleri… Yaşadığımız coğrafyada her birimiz biraz filozofuz sanki… Yaşayarak öğrendiğimizi düşünüyorum bu çetrefilli düşünce sistemini…
Sevdiğim ve yanındayken fikirleriyle zenginleştiğim, hayalleri ile gençleştiğim bir dostumla düşüncelerimizi uçuruyoruz… Öyle büyük sorunlara öyle basit çözümler üretiyoruz ki şaşkınlıkla bakıyoruz birbirimize… Çok okuyan ve araştıran bir arkadaşım olduğu için işaret ettiği kaynakları not alıyorum her seferinde… Arkadaşım da bir gizli hazineydi ve bu hazineye ihtiyacı olan herkesin ulaşabilmesini istedim o an ve sordum kendisine:
– Neden yazmıyorsun?
– Okuyanlar hala var mı?
Arkadaşım bir konuda haklıydı. Okuma davranışlarımız son yıllarda değişmişti. Artık derinlemesine okumaya, okuduklarımız üzerinde düşünmeye zamanımız yoktu (?). Dikkatimizi otuz saniyelik kısa videolara ve etkileyici görsellere ayırıyorduk.

– Her ürünün bir müşterisi olduğu gibi her yazının da mutlaka bir okuyanı olacaktır.
– Kaç kişi okur sence?
– Ben kişi sayısına bakmıyorum.
– Ama “Çok satanlar” listesinde olmak için reklam kampanyaları yürüten yazarlara şahit oluyoruz.
– Elbette çok fazla okura ulaşmak güzel bir hedef ancak önemli olan okurda değişime katkı sağlayabilmek değil mi?
– Haklı olabilirsin.
– Bence bilgi bardağın dolmuş ve hatta taşıyor. Ben bu kaynaktan içen bir dostun olarak şanslıyım ama daha çok kişinin faydalanmasını da isterim.
– O senin güzel görüşün olabilir. Belki de iyi bir yazar değilimdir.
Arkadaşım birçok kifayetli kişinin tereddütlerini yaşıyordu. Hata yapmaktan korkuyor ve her şey mükemmel olsun istiyordu. Mükemmelin iyinin düşmanı olduğunu çok geç anlayan bir kişi olarak arkadaşımı cesaretlendirmek istiyordum:
– Bilginin zekatının % 100 olduğunu biliyor muydun?
– Nasıl yani? Her bildiğimizi paylaşmalı mıyız?
– Bir kişiye dahi faydalı olacaksa neden paylaşmayalım? Cengiz Han’a atfedilen bir söz vardır bilirsin: “Sakın bir çiviyi küçümseme! Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir komutanı, bir komutan bir orduyu, bir ordu ise tüm ülkeyi yönetir.”
– Evet duymuştum bu sözü. Bu tür sözleri insan duyduğunda bir şeyler yapma isteği geliyor ancak kısa bir süre sonra o istek kayboluyor.
Zararlı bilgilerin üstünlüğü ele geçirdiği bir zaman diliminden geçiyoruz. El yazma eserlerin üretildiği zamanlarda her bir iddianın karşısında yine zemini sağlam fikirlerin üretilmiş olduğunu karşıt görüşlü eserlerden görebiliyoruz. Ancak günümüzde “kifayetsiz muhteris” özellikteki kişilerin o kadar çok paylaşımı var ki artık faydalı bilgiye ulaşmakta zorlanıyoruz. O nedenle güzel fikirlerin paylaşılmasını önemsiyorum.
– Louis Pasteur ile Robert Koch arasındaki rekabetten o dönemin salgın ve ölümcül hastalıklarına çareler doğmuştu. Koch şarbon hastalığı üzerine yaptığı çalışmaları paylaşmasaydı, Pasteur onu eleştirmez ve penisilin ilacına belki de o yıllarda ulaşılamaz ve binlerce insan ölebilirdi.
– Evet, ilginç bir rekabet hikayesi…
Odağımızı kaybetmek istemiyordum. Pasteur ile Koch rekabetini başka bir zamana bırakarak paylaşmanın önemine odaklanmak istiyordum. Bildiğimi düşündüğü konularda yapılmış paylaşımları dahi izliyor ve okuyorum. Bazen bildiğim bir konuya çok farklı bir açıdan bakıldığında şaşırma ile karışık hayranlık hissi duyuyorum. Bu tür mesajların daha çok kişide pozitif hisler oluşturması için de paylaşıyorum.
Olumsuzlukların çokça paylaşıldığına şahit oluyoruz. Böyle durumlarda dünyanın çekilmez bir yer olduğu duygusuna kapılıyoruz. İyilikleri, doğru bilgileri paylaşmak bu nedenle artık çok daha önemli. İyi işler yapan, iyi insanların da olduğunu hatırlatmak için paylaşıyorum.
– Sosyal mecralarda ve internet ortamında kaliteli içeriklerin çok fazla beğeni ve yorum almadığını ve paylaşılmadığını gözlemliyorum. O kadar emek harcıyor insanlar ama olumlu/olumsuz bir dönüş dahi yapılmıyor.
– Olsun sayılara takılmamalısın. Bir kişi okusa ve hayatında bir fark oluşsa değmez mi?
– Senin o konuda duyarlı olduğunu görüyorum. Neden sen de okuyup ya da izleyip geçmiyorsun? Üstelik faydalı gördüğün paylaşımları sen de paylaşıyorsun.
Arkadaşımın sıkı bir takipçim olduğunu anlamıştım bu sözlerinden. Bir defa daha düşündüm neden paylaştığımı….
“Kifayetsiz muhterislerin” her mecrada kol gezdiğini görüyorum ve “kifayetli sessizlerin” sesine güç katmak için paylaşıyorum. İyiye ve güzele birçok yoldan ulaşılabileceğine inandığım için, farklı çözümler gördükçe paylaşıyorum…
Paylaşımların jet hızıyla süzüldüğü bu mecralarda, iletişimin en önemli aşaması olarak gördüğüm geri dönüte uygun olarak da beğeni ve yorum yapıyorum. Çünkü bana yeni bir bakış kazandıran her paylaşım bir zahmet sonucu ortaya konuluyor. Bu zahmete bir teşekkür olmalı düşüncesiyle paylaşıyorum…
Öğrenmenin sonu olmadığına inandığım için… bir sonsuzluk yolcusu olarak öğrenme tutkuma destek oldukları için paylaşıyorum…
Yazdıklarım ve paylaşımlarım, beğenilerim ya da yorumlarım tereciye tere satmak için değil, bazen de hatırlatmak için…
Bazen bir fikrimiz başka bir mecrada hayat bulabiliyor. Fikrim toprak olmadan önce hayat bulsun diye paylaşıyorum.
O nedenle iyiliklerin çoğalması için sen de yaz dostum…