Günlük hayatta kurduğumuz cümlelerin yüzde kaçı soru cümlesi? Merakımızı, araştırma tutkumuzu kaybediyor muyuz? Sorduğumuz soruların içeriği neyle ilgili: magazinle, başkalarının hayatlarıyla mı; yoksa daha iyi bir gelecek, gelişim ve anlam arayışıyla mı?
Soru sormak tek başına yeterli olmuyor. Ancak doğru sorular sorduğumuzda, doğru hedeflerimize ulaşabiliyoruz.

Zamanın çok hızlı geçtiğinden yakınıyoruz. “İşten kafamızı kaldıramıyoruz.” diyoruz. Oysa çoğu zaman kafamızı kaldıramadığımız şey işimiz değil; ekranlara kilitlenen gözlerimiz oluyor. Gözlerimizi ekranlardan az da olsa ayırabildiğimizde, soru sormaya da vaktimiz olacak.
Karşımızda, biz daha sormadan sürekli bilgi akışı sağlayan yazılımlar var. Önümüze düşen bilgilerin hangi soruların cevabı olduğunu sorgulamadığımız için, “Ne gelirse kabulümüz.” diyerek hepsini olduğu gibi içimize alıyoruz.
Keşke yemek seçtiğimiz kadar bile olsa izlediklerimizi seçebilseydik. Kapıldık gidiyoruz algoritmanın akışına…
Soru sormak, düşünmenin en açık göstergesidir. Soru sormayı bıraktıysan, düşünmeyi de bırakmışsın demektir. Peki, düşünmek insanın en belirgin özelliği değil mi?
Düşünebilmek için kendimize zaman ayırmalıyız. Newton elmanın düşüşünü fark ederken ekrana bakmıyordu. Arşimet “Eureka!” diye haykırırken sürekli bildirim gönderen bir cihazı yoktu. Diyojen’in fıçıdaki yaşamında ise düşünmeye bolca vakit vardı.
Çağın “parmak sporu” olan “kaydırmaya” bir an için ara verelim mi?
Haydi soralım şimdi: “Ne izliyorum ben?” Bunları izlerken ne hissediyorum?
“Ama faydalı videoları izliyorum.” diyenlerimiz vardır. Peki, bu izlemeler sende nasıl bir etki bırakıyor? Yeni fikirlerin filizlenmesine yol açıyor mu? Üretkenlik isteğini artırıyor mu?
Hazır parmak sporuna ara vermişken, bu duruma nasıl geldiğimizi hatırlayalım mı?
Disiplini yanlış yorumlayan ve onu baskı ile karıştıran bir nesil, gençlere “Hayatı akışına bırakın!” telkininde bulunmuştu. Oysa onları zaten çağın prens ve prensesleri olarak yetiştiriyorlardı. Onlar da daha disiplin nedir tanıyamadan “Kapıldım gidiyorum sosyal medyanın rüzgârına…” şarkısını söylemeye başladılar. Özgürleşelim derken ekran tutsağı olmuşlardı. Su bile içemeyecek hâle geldiler.
Abarttığımı düşünenler olabilir. Ancak olay maalesef gerçek. Yan odada elinde tabletle oyun oynayan çocuk, telefondan annesine mesaj atıyor: “Anne, su verir misin?”
Çocuklarımızı elbette suçlamıyorum. Anne babalığı tablet ve telefonla çözme noktasına indirgemeyi doğru bulmuyorum. Sorgulamak için kendimizle baş başa kalmaya ihtiyacımız var. Bu üretken yalnızlığa en çok da taze beyinlerin ihtiyacı var.
Hayatı bilinçli yaşıyor muyuz? Hayatı bilinçli yaşamaktan ne anlıyoruz? Disiplin ile baskıcılık aynı şey midir? Kavramları sorguluyor muyuz? Öğrenmeyi gerçekten biliyor muyuz?
Sorulması gereken o kadar çok soru var ki…
Bu kısa yazının içinde bile 18 tane soru cümlesi var. Anlaşılan sorgulama yüzdem fena değil. Ne dersiniz?
Not: Bu yazıda başlık dâhil olmak üzere 49 cümle bulunmaktadır. Bunların 18’i soru cümlesidir. Sorgulama oranı: %37.