Bugün nereye baksanız aynı cümleleri görüyorsunuz: “Size özel çözümler.” “İşletmenize özel yazılım.” “Tam ihtiyaçlarınıza göre.” “Kişiselleştirilmiş deneyim.” Sanki dünya yeniden terzi usulü çalışmaya dönüyor. Ama burada gözden kaçan önemli bir problem var: Terziler geri döndü. Müşteriler ölçü vermeyi unuttu.

Günlük hayatta kurduğumuz cümlelerin yüzde kaçı soru cümlesi? Merakımızı, araştırma tutkumuzu kaybediyor muyuz? Sorduğumuz soruların içeriği neyle ilgili: magazinle, başkalarının hayatlarıyla mı; yoksa daha iyi bir gelecek, gelişim ve anlam arayışıyla mı?

Yol kıvrılmaya, ağaçlar yerini boz yamaçlara bırakmaya başladığında dilime bir Neşet Ertaş türküsü dolandı. “Bozkırın Tezenesi” denince, bozkır manzarasıyla kurduğum bağ sanırım bu çağrışımı yaptı. Mırıldanıyordum: “Doyulur mu? Doyulur mu?…”

Bir gün kızımın oyuncak gitarı bozulmuştu. Eskiden bozulan eşyalar tamir edilirdi, ama artık çoğu ya çöpe gidiyor ya da yenisi alınıyordu. Yine de şehrin merkezindeki bir iş hanının bodrum katında hâlâ elektronik tamiri yapan bir ustanın olduğunu duymuştum. Şansımı denemek istedim. Oyuncağı alıp küçük dükkâna gittim.

İstisnasız her eğitim sonunda gerçekleştirdiğimiz eğitim sonu değerlendirmelerde bu tarz eğitimlerin küçük yaşlardan itibaren alınmasının faydalı olacağı görüşü öne çıkıyordu. Bu talepler doğrultusunda ana hedef kitlesi 10 – 15 yaş aralığı olan ilkokul ve ortaokul öğrencilerine yönelik hikaye tarzında bir eğitsel kitap hazırlamaya karar verdim.

Çocukluğu doğu kültüründen etkilenen bireyler iş hayatına atıldıklarında iletişim kalıpları da dolaylı ve örtük yapıda oluyor. Bu yaklaşımın; sorun tespitinde ve kök soruna ulaşmada ek bir zaman maliyetine neden olduğunu düşünüyorum. İş hayatından örneklere bakalım: