Korkma!

İki yıl önce emekli olmuştu. Alışkanlıkların kolay terk edilemediğini ispatlarcasına her sabah erkenden uyanıyordu. Çayı ocağa koyuyor, balkona geçiyor ve iki sokak ilerideki okulun bahçesinden yükselen sesleri dinliyordu. Kim bilir belki de çocuk cıvıltısı onu gençleştiriyor ve coşkusunu artırıyordu.

Çocuklar, merdivenlerin önünde sıraya girdi. Az önceki dağınıklığın bir anda kaybolması ve çocukların muhteşem dizilimi; Mehmet Bey’de bir duyguyu harekete geçirdi: Disiplin…

Mehmet Bey başarıya disiplinli bir yönetimle ulaştığını düşünüyordu. Mehmet Bey, tam da hatıralarına yolculuğa başlamışken; çocuklar tek bir ağızdan haykırdı: “Korkma!”…

Sokaklar milli marşı coşkuyla söyleyen çocukların sesiyle yankılandı. Mehmet Bey de balkonundan Mehmet Akif’in dizelerine eşlik etmeye başladı.

Milyonların bir ömür boyu haykırdığı “Korkma!” sesi kulaklarında kendini tekrarlarken mutfağa geçmiş, kahvaltısını hazırlamaya başlamıştı. Az önce çocukların disiplin içinde sıralanmasını gördüğünde hissettiği olumlu his, yerini anlamsız bir huzursuzluğa bırakmıştı.

Bu duyguyu, çay kaşığının bardakta dönmesiyle eş zamanlı olarak beyninde döndürüyordu. Nihayet çay kaşığını hatırladı ve kenara bıraktı. Çünkü içini bir anda kaplayan huzursuzluğun kaynağını hatırlamıştı…

***

İşletmesini daha da büyütmek istediği bir dönemde yolu; işine aşık bir danışman ile kesişmişti. Danışmandan, işletmesini bir üst lige taşıyacak yol ve yöntemleri talep etmişti.

Danışman Mehmet Bey’i dinledi ve ona “Korkma!” dedi. Mehmet Bey, şaşırmıştı… İtiraz etti:

– Korkmuyorum ki, Nereden çıkardın?

Korkuyorsun” dedi danışman. “Bütün görevleri sırtına yüklemişsin. Ekibine sorumluluk ve yetki vermekten korkuyorsun.”

Mehmet Bey beklemediği bu görüşü ilk zamanlar kabullenmekte çok zorlanmıştı. Kendini tekrar sorguladığında fark etti: Danışman haklıydı….

Mehmet Bey, yılların emeğini başkalarına emanet etmekten korkuyordu. Disiplinli olmadıklarını ve sorumluluklarını yerine getirebileceklerine inanmadığını fark etmişti.

Danışman; çalışanlarla da görüşmek istediğini belirtti. Daha yeni tanıştığı bir danışmanın çalışanları ile görüşmesi fikri onu rahatsız etmişti. Danışmanın işletmesini daha fazla karıştıracağından korkuyordu. Öyle ya da böyle bir şekilde buralara gelmişti. Ancak, işletmesini büyütmek için farklı yöntemlere de ihtiyacı olduğunu rekabetin acımasızlığında yaşayarak tecrübe etmişti. Yıllardır emekle büyüttüğü işletmesinin kapanmasından korkuyordu

Danışman, çalışanlarla görüşmüş, kapsamlı bir rapor hazırlamıştı. Mehmet Bey, danışmanın raporunu merakla bekliyordu. İşletmesini bir başkasının gözünden görme fırsatı vardı. Danışman söze başladı: “Mehmet Bey, çalışanlarınız korkuyor!”

Mehmet Bey, çok şaşırdı. Bir an sessizlik oldu. Yumruğunu sıkmış, öfkesini bastırmaya çabalıyordu. “Her şeyi korkuya bağlıyorsunuz! Nereden çıkardınız? Neden korksunlar ki? Beni her gördüklerinde çok saygılılar ve tebessüm ediyorlar.” şeklinde sitemle karışık merakını dile getirirken, sesindeki kızgınlık ve şaşkınlık hissediliyordu.

Danışman, isim vermeden çalışanların duygularını sıralamaya başladı:

“Mehmet Bey şehir dışına gittiğinde rahat nefes alıyoruz. O bizi izlemediğinde çalışmadığımızı düşünüyor. Aslında o yokken daha fazla ve istekli çalışıyoruz. Bize birazcık güvense keşke…”

***

“Mehmet Bey, kendisine itiraz etmeyen; işyerinde dolaşırken çok çalıştığını gördüğü kişileri daha çok seviyor. Halbuki o çok sevdiği kişiler, Mehmet Bey’i en çok eleştiren ve o yokken işinden kaytaranlar… Doğru bildiğim gerçekleri söylediğimde dışlanıyorum.”

***

“Bir sorun yaşandığında kimse “Benim hatam” demiyor. Herkes sorunu “suç” olarak algılıyor ve başkasına atmaya çalışıyor. Sonuçta sorun ortada kalıyor ve adı geçen herkes suçlanmış oluyor. Bu nedenle kimse kimseye güvenmiyor. Mehmet Bey’e şirin görünmek için başkasının başarısına sahiplenenler çok fazla…Herkes ikili oynuyor.”

***

“Yıllardır bu işte ustayım ve benim fikrim hiç sorulmuyor. Mehmet Bey, önerilerimizi arkadaşlarına sorarak teyit ediyor. Eğer telefonun ucundaki kişi benim önerimi haklı bulursa ancak o zaman önerilerimiz uygulamaya alınıyor. Kendimi değersiz hissediyorum…”

***

“Mehmet Bey ile yapacağımız toplantı öncesinde kendi aramızda sorunu konuşurken ortak bir çözüm buluyoruz. Ancak, toplantı sırasında Mehmet Bey, karşıt görüş öne sürdüğünde birçok arkadaş anında o tarafa geçiyor. Toplantı sonrası ise yine alınan kararı eleştiriyor. Ben şimdi bu arkadaşlarıma nasıl güveneyim?”

Mehmet Bey’in çayı soğumuştu. Kalktı ve yeniledi…

Danışman, işletmenin ve hayatının kaderini değiştirmişti. O çalışmadan sonra danışmana yetki vermiş ve korku kültürünü birlikte yok etmişlerdi. Güven inşa edilmiş, veriye dayalı bir yönetim sistemi hayata geçirilmişti. Hatalar, öğrenme fırsatı olarak görülmüş ve çok yetkin yöneticiler yetişmişti.

Mehmet Bey, kahvaltısını bitirirken telefonu çaldı. Arayan; Ceyda Hanım’dı. Marka değeri yüksek bir işletmenin finans sorumluluğu görevine terfi etmişti. Mehmet Bey’e teşekkür ediyor ve yeni görevinde başarılı olup olamayacağından endişe ettiğini anlatıyordu…

Mehmet Bey, bardağından son yudumu aldı ve tebessüm ederek Ceyda Hanım’a bir defa daha hatırlattı…

Korkma!

One thought on “Korkma!

  1. Her duygu gibi korkuyu da yönetebilirsek ondan faydalanabilmek mümkün fakat korkularla işlerimizi yürütmeye kalktığımızda güvensiz bir iş ortamı oluşturulmuş olur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir