Bu yazıda dönüşümcü liderlikten, karizmatik liderlikten ya da yönetim literatüründeki diğer kavramlardan bahsetmeyeceğim. Sizleri akademik ayrıntılara boğmak gibi bir niyetim de yok.

Bunun yerine hemen hepimizin iş hayatında, hatta bazen özel yaşamında karşılaşabildiği bir yönetici profilini tanıtmak istiyorum.

🔹İşletme kültürü çalışanlar ve kurum için neden kritik?🔹Güven ve sorumluluk bilinci nasıl güçlenir?🔹Saygı, adalet ve açık iletişim nasıl korunur?🔹Sürekli öğrenme ve gelişim kültürü nasıl teşvik edilir?🔹Takım ruhu ve sinerji ortak hedeflere ulaşmada nasıl rol oynar?

Yöneticiler, ekiplerinin birlikte hareket etmesini arzu ederler. Çoğunlukla da kendileri gibi düşünsün, hissetsin ve hatta davransın isterler. “Bir olalım!” derken; “Benim gibi olun!” demiş olurlar. Kendilerine benzeyen çalışanları, diğerlerinden farklı bir yere koyarlar. Bütün çalışanlar, onların benimsediği gibi işyerini sahiplensin isterler. Bu hayallerine neredeyse hiçbir zaman ulaşamazlar.

Hayatımız seçimlerle doludur. Büyük ya da küçük, her gün onlarca karar veriyoruz. Ancak çoğu zaman, seçmediğimiz alternatiflerin maliyetini gözden kaçırıyoruz. Bu görünmeyen maliyete fırsat maliyeti denir. Fırsat maliyeti, yapılan bir seçimin sonucu olarak vazgeçilen en iyi diğer alternatifin değeridir. Yani, seçtiğimiz her şeyin, seçmediğimiz şeylere göre bir bedeli vardır.

Yönetimlere araba alegorisinden önemli dersler çıkıyor. Şirketlerinin direksiyonunu tuttukları için olması gerekenden daha hızlı ve ters yöne manevra yaptıklarında; arabadaki yolcularının sarsılmasına yol açabilirler. Dahası araç yoldan çıkabilir ve telafisi mümkün olmayan kazalar meydana gelebilir.

Beş altı yaşlarında olmalıyım. Kırmızı ışıkta duran aracımızın arka sağ camından yandaki araçları incelerken birden frenin tutmadığını ve arabanın geriye doğru gittiğini düşündüm. “Arka bölüme neden fren pedalı koymazlar ki!” diye de aklımdan geçirmiş olabilirim.