Ahmet Bey’in Ceketi

Okuma Süresi: 7 dk

Buffet, Gates, Drucker gibi uzmanların iş dünyası ve kişisel gelişim ile ilgili tespitlerinden sıkça faydalanıyoruz. İş hayatı, kişilik ve girişimcilik gibi konulara Barış Manço’nun dizeleriyle farklı bir pencereden bakmak isterseniz, lütfen buyrun…

1 Şubat 1999 tarihinde vefat eden ve Çağdaş Türk Ozanı olarak da kabul edilen Barış Manço’ nun eserlerini dinlerken kendimi duygu yoğun bir yolculukta buluyorum. “Domaaates, biiiiber, patlıcaaaan” nakaratını duyduğumda mahalle kültürünün öne çıktığı dönemleri anımsarım. “Gülpembe” ve “Diral Dede’nin Düdüğü” gibi bize bizi anlatan hikayeler; kalbimize ve beynimize birlikte etki eder. 

“Ahmet Bey’in Ceketi” eserini dinlediğimde günlük yaşantımız ve iş hayatımızla ilgili bazı konuların çok etkili bir şekilde aktarıldığını fark ettim. Eserin tamamını dinleyeceğinizi düşünerek, bu yazımda iş kültürü ve çalışan davranışları ağırlıklı belirli mesajlara odaklanmakla yetinmeyi düşünüyorum. 

***

Tanrı bütün kullara rızkını dağıtırken

Kimi sırtüstü yatar, kimi boşta gezerken

Kul Ahmet erken kalkar, haydi ya nasip derdi

Kimseler anlamazdı, ya nasip ne demekti

***

Barış Manço’nun bu dizelerinde “üretkenlik”, “çalışkanlık” ve “düzenlilik” konuları zihnimde canlanıyor. “Bütün kulların rızkı dağıtılır” derken yeter ki ara; “Sakın ha! Sırtüstü yatma!”, “Vaktini boşa harcama!” tavsiyelerinde bulunuyor. Robin Sharma’nın “Ferrari’sini Satan Bilge” eserinde vurguladığı “erken kalkma” konusu burada da karşımıza çıkıyor. Güne erken başlama, kişisel gelişim önerilerinde bulunanların değişmez maddesidir. Yine kişisel gelişim önerilerinin çokça eleştirildiği bir konu olan “Öneriler herkes için işe yaramaz!” eleştirisi Barış Manço’nun “Ya Nasip” önerisiyle karşılık bulmaktadır. Önemli olan, çalışmak, üretmek konusunda yılmadan hedefe gitmektir. Hedefe her zaman ulaşılamayabilir. “Nasip” burada anlamını bulur. Ama hedefe giden yolda elde edilen kazanımlar da bu yolcuğun nasibidir.

Çok çalışmanın ve düzenli bir yaşamın meyvelerini toplamak için çok acele ettiğimizi biliyoruz. Beklentilerimiz gerçekleşmediğinde ise Vroom’un Beklenti Teorisi’ndeki önermesinde olduğu gibi hayal kırıklığı yaşarız. Oysa, bir ağacın meyve vermesi için yıllar gerekir. Nasip değilse; bir kuraklık, bir hastalık bütün hasat hayallerini başka bir döneme erteler. Anadolu çiftçisi, “Ya Nasip” olgunluğuna yüzyıllar içinde ulaşmıştır. O yıl meyve vermedi diye ağacı kesmeyi aklından bile geçirmez. “Bu yıl nasip değilmiş.” der ve rızkını başka ürünlerde ve gelecek yıllarda aramaya devam eder. Bu durumu vurgularken, “sırtüstü” yatarak sonuç beklememe vurgulanıyor. Barış Manço, “Ya Nasip” konusunun derinliğini ve zor kavrandığını “Kimseler anlamazdı, ya nasip ne demekti.” şeklinde hatırlatıyor bize. “Nasip” kelimesinde “olumlu” bir yön ile “belirsizlik” bir arada bulunmaktadır. Ne zaman olacağını bilemediğimiz olumlu bir sonucu umut ederiz “Nasip” söylemiyle. Umut etmek, hedefin varlığının bir göstergesidir. Bir işte hedef varsa; o çok değerli ilk adım boşa atılmamıştır.

***

O mahallede herkes gömlek giyerdi

Bizim Kul Ahmet bir gün bir ceket diktirdi, diktirir ya

Mahalleye dert oldu Kul Ahmet’in ceketi

Herkes gömlek giyerken, Ahmet ceket giyerdi

Konu komşuya dert oldu Kul Ahmet’in ceketi

***

Günümüzde fark yaratmanın sağladığı üstünlüklere sıkça şahit oluyoruz. “Pazarlama” açısından sıkça kullanılan bir teknik olan farklılaştırma tekniği de ürünün hedef kitle tarafından konuşulması amacıyla tercih edilmektedir. Böylece hedef müşterilerin dikkati çekilmekte sürecin satın alma davranışı ile sonuçlanması beklenmektedir. Barış Manço, herkesin gömlek giydiği bir mahallede ceket giymenin, farklı olmanın, ayrışmanın ortaya çıkardığı duruma işaret ediyor. “Eski köye, yeni adet!” eleştirisini burada da hissediyoruz. Farklılaşma toplumlarda dışlanma ile sonuçlanabiliyor. Üniversite seçmeli ders olarak katılım sağladığım “İş İletişimi” dersinde Ayseli Usluata Hocamızın sıkça vurguladığı bir kavram vardı: stereotyping (Basmakalıpçılık). Basmakalıpçılığın, herkesi benzer görme duygusunun, iletişimde yaratacağı olumsuzluklara dikkat çekerdi. Herkesin gömlek giydiği bir mahallede insanlar, Kul Ahmet’i ayrıştırıyor ve “Gömlek yerine ceket giyen Kul Ahmet” olarak bir kalıba sığdırmaya çalışıyor. 

Amin Maalouf’un “Ölümcül Kimlikler” eserinde “Taraftarlık” konusu vurgulanmaktadır. Öğrenmenin başlagıç düzeyinde “sınıflandırma” tekniği bilginin kalıcılığında etkili olmaktadır. Bu kapsamı aştığında taraftarlığa ve dışlamaya neden olmaktadır. İnsanların ten rengine göre siyah-beyaz şeklinde sınıflandırılmasının doğurduğu sonuçların etkisini günümüzde hala görebilmekteyiz. Oysa her insanı biricik yapan parmak izi gibi işaretler varken insanları renk kalıplarına sokmak utanç örneği olarak hala durmaktadır. 

Gömlek giyenlerin olduğu bir toplumda ceket giymek; işyeri kültürüne uygun olmayan giyim ve davranış şekillerini de akla getiriyor. Farklılıkları gelişimin birer unsuru olarak gören işletme kültürlerinde başarı, kapsayıcılığın doğal bir sonucu olmaktadır. Farklılıklar “biz” olmaya engel değildir. 

***

Mahalleli kahvede muhabbet peşindeyken

Leylekler lak lak edip, peynir gemisi yüklerken

Kul Ahmet erken yatar, sabaha ya kısmet derdi

Kimseler anlamazdı, ya kısmet ne demekti

***

Bu dizelerde; “üretmeyen”, “yalnızca eleştiren” ve “zamanı doğru değerlendiremeyen” kişilere dikkat çekiliyor. Kul Ahmet’in erken yatmasına yönelik vurgu; günümüzde sayıları artan bilimsel çalışmalarla da destekleniyor. Erken yatma ve erken kalkmanın sağlık ve başarı üzerindeki etkisi, binlerce yıldır bilinmektedir. Burada bir de “Kısmet” kelimesine odaklanmak istiyorum. İngilizce’de de “kismet” olarak geçen bu kavram “belirsizlik” ve “denge” kavramlarını birlikte içermektedir. Olumlu ve olumsuz sonuçlanma olasılığı “kısmet” kelimesinde birlikte yer almaktadır. “Nasip” ile “Kısmet” arasındaki fark; olumsuz sonuçlanma olasılığının “kısmet” de bulunmasıdır. Barış Manço’nun sabah kalkarken “Nasip”, gece yatarken “Kısmet” kelimelerini tercih etmesini, iç dünyamıza yolculuk konularına odaklanan ilgililerin daha etraflıca değerlendirilebileceğini düşünüyorum. 

***

Herkes gömlek giye dursun

Bizim Kul Ahmet ceketini bir de astarla kaplatıverdi, kaplatır ya

Mahalleye dert oldu Kul Ahmet’in ceketi

Kul Ahmet erken yatar, sabaha ya kısmet derdi

Kimseler anlamazdı, ya kısmet ne demekti

***

Kul Ahmet’in zaten gündem olmuş ceketine bir de astar diktirmesiyle; çevresinin faydasız eleştirilerine aldırış etmediğini ve doğru bildiği yolda ilerlediğini görüyoruz . Birçok kişi “Herkes ne der?” endişesi nedeniyle kendileri olmak yerine başkalarının kendilerine biçtiği hayatı yaşamaya kendilerini mahkum ediyorlar. Oysa, Kul Ahmet, mahalleliyi dertlere sokan “Ceket” konusunda gündem olmasına aldırış etmediğini; astar diktirerek de “kararlılığını” göstermiş oluyor. Motivasyon konuşmalarının “Asla vazgeçme!”, “Kendin Ol!” vb. önermelerine bir örnek olarak düşünebiliriz “astar” diktirme konusunda Kul Ahmet’in kararlılığını. 

***

Bir gün bir yoksul öldü, üzüldü mahalleli

Ama bir kefen parası bulamadı mahalleli

Kul Ahmet dedi yalan dünya, çıkardı ceketini

Örttü garibin üstüne, kaldırdı cenazeyi

Sonunda herkes anladı, ya nasip ya kısmeti

Bizim Kul Ahmet birden bire oluverdi Ahmet Bey

Ceket ise Ahmet Bey’in ceketi

***

Bu dizelerin yazıldığı dönemde, “mahalleli” kavramının henüz yok olmadığını görüyoruz. Dikey mimari ve küreselleşme gibi etkenlerin etkisiyle mahallede oturanların paylaşımları azalmıştır.  Yeşilçam filmlerinde kaldı “aşağı mahalle” ile “yukarı mahalle” arasındaki paylaşımlar. O dönemlerde yoksulun ölümüne üzüntü duyulurdu. Şimdi yoksula üzülmek çok değerli ve nadir bir davranış olarak görülüyor. Üzülmek, katılaşmamış kalplerde duyulan bir his. Ancak bu hissi yaşamak yeterli değil. Çözüm üretmek de gerekiyor. Bu güzel hislerin yaşamasına destek veren işletmeler “Sosyal Sorumluluk” adı altında yardımlaşma faaliyetleri yürütüyorlar. Bazı işletmeler ise “Üzüntümüzü Paylaşıyoruz” başlığı ile paylaşım yapmakla yetiniyor. Barış Manço, bir kefen parası gibi az maliyetli çözümü dahi sağlayamayan ama “üzülen (?)” bir topluma dikkat çekiyor. Kul Ahmet, üzüntü duymanın gereğini yerine getiriyor. O kısa zaman diliminde bir çözüm üretiyor: Kefen yerine ceketle cenazeyi kaldırıyor. Maalesef aklımız başımıza hep sonradan geliyor. İyilere değer vermeyi ve saygı göstermeyi hep sonraya bırakıyoruz. Kul Ahmet’in, Ahmet Bey’e dönüşümü için de ceketin kefen olması gerekiyor.

***

İbreti alem oldu Ahmet Bey’in ceketi

Sonunda herkes anladı ya nasip ya kısmeti

İbreti alem oldu Ahmet Bey’in ceketi

Meğerse tüm keramet ceketteymiş be Ahmet

Barış’a sorar isen sen bu yolda devam et

***

Çağdaş Ozanımız, mahallelinin cekete olağanüstü bir özellik (Keramet) atfetmelerine dikkat çekiyor. Toplumun çözüm sun(a)madığı bir sorunu gören ve çözüm üreten Kul Ahmet’e atfedilmesi gereken başarı, cekete yönlendirilmiş. Çevremizde insanların benzer tepkilerine şahit oluyoruz. Kimisi bir sorun gördüğünde umursamaz, kimisi yalnızca şikayet eder, kimisi ise kolları sıvar ve çözüm üretir. Çözüm üretmeyen çoğunluk ise çözüm üretenleri alkışlamak yerine başarı payesini başka konulara vermeye çalışır. İnsanın kendini aciz görmekten kaçınmak için yine kendisini aldatmaya yönelik bir oyunu olarak değerlendirebiliriz bu durumu.  

Bu eserin içimde oluşturduğu yansımalarını belirli bir kapsamın dışına çıkmadan paylaşmaya çalıştım. O kadar yoğun mesajlar içeren bir eser ki, üzerine kitap yazılsa yeridir. Eserin ana mesajını verme yetkisi bana düşmez elbette. Ama bu hikayeden ne anlamalıyız? Nasıl hareket etmeliyiz? şeklinde soracak olursak cevabı buluyoruz yine bu eserde: “Barış’a sorar isen sen bu yolda devam et”. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir