Okuma süresi: 6 dk.
Doğumla birlikte, bilmediğimiz yeni bir dünyaya gözlerimizi açıyoruz. Huzurlu bir yalnızlıktan geliyor, zamanla çoğalıyor ve kalabalıklar içinde huzur arayışına başlıyoruz. Anne sıcaklığı, baba kucağı derken huzurlu bir ömür yolunun taşlarını, aile ortamında döşemeye çalışıyoruz. Bu yazıyı okuyabildiğimize göre belirli bir hayat standardını yakalamış nispeten talihli bir grupta yer alıyoruz. Eğitime ulaşamayan, okuma ihtiyacından daha acil olan barınma ve gıda ihtiyaçlarını zorluklarla karşılayan belki milyonlarca insanın yaşadığı dünyada, nerede duruyoruz?
“Kendini bilmezlerin” çoğunlukta olduğu bu dünyada, kendimizi tanımaya çalışmak çok önemli bir ilk adım. Kendimizi tanırken, çevremizden ayrı düşünmek pek mümkün olmuyor. Çevre koşullarının kimliğimiz üzerindeki etkilerini yaşıyoruz. Hayat amaçsız yaşanmıyor. Doğru amaç belirlemek için de nerede durduğumuz ve kim olduğumuzdan başlamak gerekiyor: “Ben kimim?”
İnsanlık tarihi kadar eski olan bu soru ile ilgili sayısız şarkı, kitap, söyleşi ve film ortaya konulmuştur. “Ben kimim?” sorusu genellikle çocukların 3-4 yaşlarından itibaren sormaya başladığı bir sorudur. Bu yaşlarda çocuklar; kim oldukları, nereden geldikleri, ait oldukları aile veya toplum hakkında merak duyarlar. “Ben kimim?” sorusu, çocukların kimliklerini keşfetmelerine ve kendilerini anlamalarına yardımcı olur. İsviçreli psikolog ve bilişsel gelişim teorisyeni olarak bilinen Piaget’e göre, kendimizi sorgulama dönemi bilişsel gelişiminin erken çocukluk döneminde başlar.
Hatırlamıyor olabiliriz belki ama anne ve babamıza kendimizle ilgili o kadar çok soru sorduk ki belki çoğu zamanlar “atlatma” yanıtlarla savuşturulduk. Ancak yanıtlanmayan her soru; beynimizin bir yerlerinde yaşamaya devam eder. Bireysel koçluk hizmetine artan talep düşünüldüğünde, kendimizi tanımak; yanıtını küçük yaşta alamadığımız sorunun peşine düşmek için desteğe ihtiyaç duyduğumuz gerçeği ortada.

Kendimizi yakından tanımak için bir çok kriter üzerinden analiz gerçekleştirebiliriz. Basit olması açısından SWOT (Strengths, Weaknesses, Opportunities, Threats) analizi bu konuda sıkça tercih edilmektedir. Türkçe’de GZFT (Güçlü Yönler, Zayıf Yönler, Fırsatlar ve Tehditler) olarak bilinen bu analizi yaparken zorlandığımız konu ise güçlü ve zayıf yönlerimizi tespit edebilmek. Güçlü ve zayıf yönlerimizi doğru belirlemedeki başarımız; bizleri bekleyen fırsat ve tehditleri doğru öngörmemize yardımcı oluyor. Kendimizi analiz ettiğimiz için her aşamada çok dikkatli olmamız gerekiyor. Öncelikle hiç unutmamamız gereken husus: Bir kurumu, başka bir kişiyi değil; kendimizi analiz ediyoruz. Bir taraftan “Beni benden daha iyi kim tanıyabilir?” şeklinde düşünüyoruz. Diğer taraftan, insan en kolay kendini kandırıyor. Örneğin aslında güçlü olmadığımız bir özelliğimizi, güçlü yönlere “varmış gibi” yazabiliyoruz. Geliştirmeye ihtiyaç duyduğumuz (zayıf) yönlerimizi ise ya tam olarak göremeyebiliyor; ya da kendimize konduramıyoruz.
Başka kişi ve kurumlara yönelik gerçekleştirdiğimiz işlerde başarılı iken kendimize gelince yaşadığımız başarısızlıkları çoğunlukla “Terzi kendi söküğünü dikemez” sözüne sığınarak açıklamaya çalışmaktayız. GZFT analizinin öznesi kendimiz olduğumuz için ve “terzi örneğine” sığınmamak için kendimizi başkalarının gözünden görme ve nesnel değerlendirme konusunda çaba göstermeliyiz.
Bireyleri değerlendirmek karakter ve kişilik özelllikleri konusundaki bilgimizle sınırlı kalmaktadır. Bu sınırları aşmak için özellikler listesi oluşturabilir ve analizimizi daha etkin duruma getirebiliriz. Özellikler listesi oluşturmak için istihdam kurumlarının ve işveren kurumların iş ilanlarında yer alan “adaylarda aranan özellikler” bölümlerinden de faydalanabiliriz. Farklı kaynaklardan yararlanarak oluşturacağımız bu tür bir liste üzerinden bireysel özelliklerimizi puanlayabilir ve ilerlemelerimizi takip edebiliriz.

Yukarıda örnek olarak sunmuş olduğum formun, kendimiz başta olmak üzere bizi iyi tanıdığını düşündüğümüz ve olabildiğince nesnel olarak değerlendirebilecek çevremiz tarafından da doldurulmasını sağlayabildiğimizde kendimizi daha doğru analiz edebiliriz.
Kişilik envanterleri, yetenek ölçme testleri vb. araçlarla kendimizi tanımanın başka yöntemlerini de uygulayabiliriz. Bu şekilde kendini analiz eden çevremizde kaç kişi var? Kim uğraşır ki böyle bir işle? Ne gerek var? tepkilerini veren kişi sayısının az olmadığını tahmin edebiliriz. Ancak yetişkinlere yönelik gerçekleştirdiğim eğitimlerimde, kendilerini ortalı yaşlarının sonlarında keşfeden arkadaşlar gördüm. Bu keşiflerin ünlülerine bakacak olursak; Grandma Moses (Anna Mary Robertson Moses), 76 yaşında resim yapmaya başladı ve 100 yaşına kadar resim yaparak ünlü bir sanatçı oldu. Julia Child, 50 yaşında Fransız mutfağını keşfetti ve 60 yaşında ünlü bir yemek yazarı oldu. Harland Sanders (KFC’nin kurucusu), 62 yaşında ilk KFC restoranını açtı ve girişimcilik ruhu taşıyanlar için yaşın engel olmadığını göstermiş oldu.
Bireysel GZFT benzeri kendimizi tanıma çalışmalarının erken yaşlarda yapılmasını önemle tavsiye ediyorum. Okul tercihi yapacak genç arkadaşlarıma bu tür çalışmaların çok yardımcı olduğunu gördüm. Mentor olarak destek olduğum genç arkadaşlarıma öncelikle kendilerini tanımalarını tavsiye ediyor ve bu konuda yardımcı olmaya çalışıyorum. Yaşam seçimlerden oluşuyor ve bu seçimlerde belirleyici güç kişiliğimiz ve karakterimiz oluyor. Kariyerinde başarıyla ilerlemek isteyen çalışan adayları ve genç çalışanların da kendilerini tanımaları herşeyden önce gelmeli. Böylece gelecekte nasıl bir yol izleyeceğini, hangi alanlara odaklanacağını önceden planlayabilecektir.
Bir çalışan bulunduğu işte çok iyi olmasına karşın yönetim becerisi olmadığı için yöneticilik pozisyonuna geçtiğinde başarısız olabiliyor. Bu durumu önceden keşfedebildiğinde yönetimsel görevlere ağırlık vermek yerine alanında uzmanlaşarak farkını ortaya koyabilecektir. Dünyaca ünlü fizikçi ve kozmolog olan Stephen Hawking, bilimsel araştırmalar yaparak kariyerini ilerletti. Hawking, akademik kariyeri boyunca birçok öğrenciye ders verdi, ancak yöneticilik pozisyonlarını tercih etmedi.
Hayattaki önceliğimiz, kendimizi keşfetmek olmalı. Öyle ki, kararlarımızı bilinçli almalıyız. Bizi bizden daha çok tanıyanlar, zamanla bizim yerimize de kararlar almaya, kararlarımıza yön vermeye başlayacaktır. 31 Ağustos 1997′ de bir trafik kazasında hayatını kaybeden Prenses Diana, Kraliyet Ailesi’nin bir üyesi olarak hayatı boyunca birçok kısıtlamaya tabi tutulduğunu ve kendisi için kararlar almakta özgür olmadığından dolayı pişmanlık duyduğunu belirtmişti. Bu tür pişmanlık hikayelerine çevremizde de sıklıkla şahit oluyoruz. “Annem istediği için…… yaptım.”, “Babam öyle dedi….”, “Arkadaşım da öyle yapıyor.” gibi cümleleri çok sık duyuyoruz. Karar almadan önce danışmak, bilgi almak kesinlikle önemli ancak kararlarımızı bilinçli olarak vermeliyiz. Çünkü kendimizi en iyi bilebilecek olan yine biziz. O halde soralım şimdi kendimize: Sahi, ben kimim?