Geçtiğimiz hafta ailemle birlikte Çanakkale Şehitliği’ni ziyaret ettim. Her adımda, toprağa düşmüş bir hayatın hikâyesi vardı. Henüz çocuk yaşta vatan için cepheye koşan, annesinin sıcak yemeğinden, babasının gölgesinden uzak gencecik askerler… O mezar taşlarında sadece bir savaş değil; inanç, sadakat ve iliklere kadar sahiplenilen bir ülke vardı.

Keşke böyle bir yazıyı kaleme alma konusunda ihtiyaç hissetmeseydim. Bu zamana kadar “had” bildirmek  konusunda “haddimi aşmamaya” çok dikkat ettim. Toplumda gözlemlediklerim; bu konuyla ilgili birkaç noktaya dikkat çekmenin faydalı olabileceğini düşündürdü. Bu defa “haddimi”  aşmayı tercih ediyorum…

Kültürümüzde zorluklar üst üste geldiğinde “imtihan” olarak yorumlamak genel bir anlayış olarak gözlenmektedir. Böyle durumlarda sergileyeceğimiz davranışlar da kişiliğimizi ve hayatımızın devamını şekillendirmektedir. Son yaşanan deprem felaketi ve ardından yaşanan hayatta kalma çabaları; toplumun büyük bir kısmı tarafından “imtihan” olarak ele alınmış olabilir. Burada asıl soru şu olmalı: Bu, kimin imtihanı?