İşletmelerde “Benjamin Button” Durumu

Okuma Süresi: 3 dk

Başrollerini Brad Pitt ve Cate Blanchett’in paylaştığı Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi; 2008 yılında vizyona girdiğinde büyük ilgi görmüş ve 3 Oscar ödülü almıştı. Filmde 86 yaşındaki bir erkeğin fiziksel özelliklerine sahip bir insanın dünyaya gelmesi, sıradışı yaşantısı ve 84 yaşında iken bir bebek görünümünde dünyadan ayrılışı konu edilmişti.

Filmde zamanın bedenle yolculuğuna farklı bir açıdan bakılmıştı. Yaşlı insanları gördüğümüzde mazi gözümüzde canlanır. Onların genç olduğu dönemlerin koşullarını zihnimizde yeniden tasarlarız. Televizyonun olmadığı zamanlarda bir akşamı nasıl geçirdiklerini düşünürüz. Yeni doğan bir bebek ise bizi geleceğe taşımaktadır. Doğar doğmaz minik ellerine tablet, telefon tutuşturulan bebeklerin 10-20 yıl sonrasında nasıl bir teknoloji kullanacaklarını da merak ederiz. Bu durum aynı “an” içinde farklı zaman özelliklerini hissetmemize yol açmaktadır. Teknolojik ve  mimari gelişmeler, giyim tarzları vb. unsurlar zamanın kimliklendirilmesinde temel ölçüler arasında yer almaktadır. “Seksenler” ve “doksanlar” kavramlarının toplumumuzda benzer duyguları canlandırması bu duruma örnek verilebilir. 

“Çağdışı”, “Çağının ötesinde” gibi kavramlar; içinde yaşadığımız döneme belirli bir kimlik tanımladığımızı ve bu kimliğe göre kişi ve kurumları nitelendirdiğimizi anlatmaktadır. Akıllı evde yaşayan bir kişinin kırsalda, sessiz bir hafta geçirmek istediği bir durumu hayal edelim. Teknoloji orucuna giren bu hayali karakterimizin harekete duyarlı aydınlatma sistemi yerine taş örme şöminedeki alevin ışığından yararlandığını; harekete duyarlı musluklar yerine kuyudan çektiği taşıma suyunun yer aldığı testileri kullandığını düşünelim. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Takvim hangi tarihi gösterirse göstersin bu kahramanımız bulunduğu koşullar açısından, henüz konutlara elektriğin ve suyun verilmediği yıllara yolculuk etmiş gibi olmaktadır. Kim demiş zamanda yolculuk olamaz diye 🙂

Çağın getirdiği gelişmeler hayata geçtiğinde “çağdaş” olma durumu vücut bulmaktadır. O halde takvim ne gösterirse göstersin çağın gerisinde ya da ilerisinde olmak mümkündür. 

Peki… Benjamin Button hikayesinin işletmelerle ilgisi nedir? 

Yönetim anlayışını Henry Ford dönemindeki gibi “Ne üretirsem; onu satarım!” olarak belirlemiş bir girişimci, işletmesini 100 yaşında dünyaya getirmiş olacaktır. “Karanlık fabrika” olarak üretim gerçekleştiren işletmeler ise çağın çok ilerisinde yolculuklarını sürdürmektedir. Kültürümüzde yaşından büyük düşünen ve olgun davranan çocukları “Büyümüş de küçülmüş!” ifadesiyle tanımlarız. bu durum gelişmenin yaşa, yıla, zamana çok da bağımlı olmadığına işaret olarak yorumlanabilir.

Birçok işletme geleceği öngörmeden “Kervan yolda düzülür.” anlayışıyla kurulmaktadır. Bu durum da çoğu zaman yenilikçi anlayışların çok uzağında bir yönetim tarzını beraberinde getirir. Bu tür işletmeler geçmiş yılların yönetim anlayışları ile yola çıktıklarında adeta Benjamin Button gibi yaşlı doğmaktadırlar. Müşteri odaklı olmak yerine maliyet odaklı başlayan bu yönetim süreci zaman içinde hızlı bir dönüşüm ve yüksek bir rekabet ortamı ile karşılaştığında zamana ayak uydurma ihtiyacı kaçınılmaz olmaktadır. 

Pazarın gerektirdiği yeni iş teknik ve yöntemlerine uyum sağlayabilen işletmeler genç ve dinamik görünüm kazanırken; geleneksel tekniklere çakılı kalanlar sahneden çekilmek durumunda kalmaktadırlar. Teknolojik yenilikleri takip eden işletmeler her geçen gün gençleşmekte ve kazandıkları bu çeviklikle zamanın ruhuna uygun manevralar alabilmektedirler. Benjamin Button ölümsüz olamayacağı için dünyaya veda etmek zorunda kaldı. Ancak işletmeler için dünya var oldukça ölümsüz olmak ve genç kalmak mümkün. Dahası, girişimi hayata geçirmeden önce hazırlanacak gerçekçi bir iş planı ile çağın ilerisinde bir yolculuk da mümkün. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir