“Fikrim Yok” yanıtlarının ortalama yerine yükselerek bir ‘gökdelen’ eğrisi oluşturduğunu görüyoruz. Bu, çocuklarımızın karar alma konusunda zorlandığını, karar alma sorumluluğunu başkalarına bırakmayı tercih ettiğini gösteriyor. İnsanı özgürleştiren en önemli kazanımlardan biri olan karar alma hakkını başkalarına bırakmak, en nihayetinde bireylerin özgün kimliklerini ve yaşam kalitelerini zayıflatır.

Günlük hayatta kurduğumuz cümlelerin yüzde kaçı soru cümlesi? Merakımızı, araştırma tutkumuzu kaybediyor muyuz? Sorduğumuz soruların içeriği neyle ilgili: magazinle, başkalarının hayatlarıyla mı; yoksa daha iyi bir gelecek, gelişim ve anlam arayışıyla mı?

Son yıllarda neredeyse hepimizin kulağına aynı tavsiye fısıldanıyor: “Konfor alanından çıkmalısın.”

Bu cümleyi duyanların çoğu nezaketen başını sallıyor: “Haklısın, çıkmalıyım.” Ama samimi olalım; kafamızdaki karışıklık pek de dağılmıyor.

Artık toplantılar iş hayatının fon müziği gibi. Günün arka planında sürekli çalıyorlar. Çalışırken, düşünürken, üretmeye niyetlenmişken bir bildirim düşüyor ekrana: “Toplantı 10 dakika sonra başlıyor.” Ve zihnin bir köşesi daha kapanıyor.

Kerem, bitkin bir hâlde sırasını bekliyordu. Nihayet kapının yanındaki ekranda adını gördü. Son bir gayretle ayaklarını sürüyerek doktorun odasına kadar gitti. Oldukça yorgun görünüyordu. Doktor Bey, ona koltuğu işaret ederek,
“Ayakta kalma, otur lütfen,” dedi.

Aslında bu soru, toplumun yalnızca küçük bir bölümünü ilgilendirmeliydi. Henüz iş tecrübesi olmayanların, ortalama yaşam standartlarını sürdürebilmeleri için gerekli temel giderlerini karşılayacak bir ücret olarak görülmeliydi. Adı üstünde “asgari” bir ücret; yani asgari bir kesimi ilgilendirmesi gerekmez mi?