Eğitim dünyasında çok yaygın bir kabul vardır: Bir şeyi sadece gördüğümüzde sınırlı ölçüde öğreniriz. Görüp işittiğimizde öğrenme artar. Anlattığımızda daha da güçlenir. Ancak en yüksek öğrenme düzeyi, bilgiyi uygulamaya dönüştürdüğümüzde ortaya çıkar.
Kategori: Yazılarım
İsviçreli bir mühendis, köpeğinin tüylerine yapışan pıtrakları merak ederek bugün milyonlarca üründe kullanılan cırt cırt bantların geliştirilmesine öncülük etti. Afrika’daki termit yuvalarının doğal havalandırma sistemi, enerji tasarruflu bina tasarımlarına ilham verdi.
Bu yazıda dönüşümcü liderlikten, karizmatik liderlikten ya da yönetim literatüründeki diğer kavramlardan bahsetmeyeceğim. Sizleri akademik ayrıntılara boğmak gibi bir niyetim de yok.
Bunun yerine hemen hepimizin iş hayatında, hatta bazen özel yaşamında karşılaşabildiği bir yönetici profilini tanıtmak istiyorum.
Yüzyıllar boyunca insanlık düşünerek ilerledi. Sorguladı, deney yaptı, yanlışlarını düzeltti ve medeniyetler kurdu. Bugün ise yeni bir dönemin içindeyiz…
Toprak çoğu zaman yalnızca bir besin kaynağı değil, aynı zamanda bir tutunma yeridir. Bunun en ilginç örneklerinden biri Tillandsia’dır.
Öğrenmek son derece ciddi bir iştir. Çünkü öğrenme yalnızca bilgi biriktirmek değil, aynı zamanda karakterimizi, davranışlarımızı ve ilişkilerimizi şekillendiren bir süreçtir. Farkında olsak da olmasak da sürekli öğreniyoruz. O halde öğrenme kaynaklarımızı seçerken daha bilinçli davranmalı; bize değer katan, ufkumuzu genişleten ve insanlığımızı güçlendiren öğrenmelere yönelmeliyiz.
Bir çocuk oyunu bazen yetişkinlerin dünyasını açıklamakta kalın kitaplardan daha başarılı olabilir.
“Sıcak-soğuk” oyunu bunlardan biridir.
İnsanlar yaptıkları işin neden önemli olduğunu bilmek isterler. Bir bütünün parçası olduklarını hissetmek isterler. Emeklerinin ortak bir amaca hizmet ettiğini görmek isterler.
Devlet destekli proje başvuru formlarına bakıldığında işletmelerden oldukça ayrıntılı bilgiler istendiği görülür. Bunun temel nedeni basittir: Projelerin somut ve ölçülebilir verilere dayanması beklenir.
Teknoloji dediğimizde zihnimizde ilk ne canlanıyor? Büyük ihtimalle yapay zekâ, robotlar, yazılımlar, akıllı telefonlar, belki de uzay teknolojileri… Peki bir restorandaki QR menü? Self servis sipariş ekranı? Fren mesafesini kısaltan yeni nesil lastik bileşiği? Ya da bir montaj çalışanının işi daha kısa sürede yapmasını sağlayan yeni iş akışı? Bunlar teknoloji değil mi?