Benim için ise tik işareti, özellikle öğrenen organizasyon hedefine ilerlemek isteyenlerle yaptığım görüşmelerde çok işe yarayan bir metafor. Nitelikli insan kaynağına yatırım ya da sistem kurulumunu önerdiğim hemen her durumda şu cümlelerle karşılaşıyorum:

İşimizin başına geçtiğimizde “Burası tam bana göre!” demeyi hangimiz istemeyiz? Bilimsel çalışmalar, bu hissi güçlendiren iki anahtar kavrama işaret ediyor: psikolojik sermaye ve iş becerikliliği. Ben de doktora tez çalışmamda otel çalışanlarıyla yürüttüğüm araştırmada bu iki kavramın birlikte yaşam doyumunu nasıl artırdığını ortaya koymuştum.

Mayıs ayıydı. Kampüsün Bebek kapısından çıkıp boğazın keyfini çıkararak yürürken, lüks bir arazi aracının orta refüj üzerinden atlayarak ani bir U dönüşü yaptığına tanık oldum. Trafikteki diğer araçları tehlikeye atmasına rağmen sürücü, bunun kendisi için sorun olmayacağına emindi.

Günümüzde çoğu zaman unvan peşinde koşarken, o unvanın aslında neyi temsil ettiğini, ne kadar büyük bir sorumluluk taşıdığını gözden kaçırabiliyoruz. Oysa hangi pozisyonda olursak olalım, hepimiz bize verilen işi “emanet” gibi korumalıyız.

Bazı yöneticiler “danışmanım var” diyerek yalnızca prestij kazanmayı hedeflediklerinde, danışmanlık süreci verimsiz olur. Eleştiriye kapalı yönetimler için danışmanlar, sadece eksikleri hatırlatan ve rahatsız edici gerçekleri söyleyen kişiler olarak algılanabilir. Ancak gerçekten değişime açık ve gelişimi hedefleyen bir yönetim için danışman, kritik kararları destekleyen, objektif bakış açısı sunan ve başarının yolunu açan değerli bir rehberdir.

Müzeyyen Senar’ın eşsiz yorumu ile hafızalara kazınan Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgârına, aslında sadece bir aşk şarkısı değil, hayatın akışına kapılıp gitmeyi anlatan güçlü bir eserdir. Sözleri Nâzım Hikmet’e, bestesi ise Türk müziğinin büyük ustalarından Sadettin Kaynak’a ait olan bu eser, bireyin kendi iradesi dışında sürüklendiği yolculuğu anlatıyor.

Geleneksel iş dünyasında, şirketlerin yönetimi genellikle tek bir Genel Müdür (CEO) liderliğinde yürütülmektedir. Ancak, son yıllarda bazı şirketler, özellikle karmaşık ve hızlı değişen sektörlerde, Eş Genel Müdür (Co-CEO) modelini benimsemeye başladılar. Bu modelde, iki veya daha fazla genel müdür, şirketin en üst düzey yönetim sorumluluklarını paylaşmaktadır. Bu model Türkiye iş kültürüne uygun mu? Faydalı mıdır? Sakıncalı yanları ne olabilir?

Bu alanda yazı yazarken çok dikkatli olmak gerekiyor. Genellikle “Bu bir yatırım tavsiyesi değildir.” ifadesi mutlaka ifade ediliyor. Bu yazıda önereceğim halka arz duyurusunun yapısı gereği böyle bir ifade kullanmamı gerektirmediğini düşünüyorum. Tavsiye edeceğim bu halka arzdan herkesin hissesine düşen payı almasını çok isterim. Kısa değil uzun pozisyonda kalmanızı da ayrıca hatırlatmak isterim.

“Kurallar çiğnenmek içindir!” yaklaşımını benimseyen, kuralların açıklarını aramayı bir sanat olarak gören ve “Kurallara herkes uysun, ben hariç!” anlayışında olan bir toplumda, aile anayasası bir ütopya mıdır?