Taviz veremeyeceğimiz bir noktaya geldiğimizde, “Orada dur! Orası benim kırmızı çizgimdir!” gibi ifadeleri duymayanımız yoktur. Peki, bu “kırmızı çizgi” nereden çıktı? Neden başka bir renk değil de kırmızı? Gerçekten geçilemeyen bir çizgi mi? 

Yöneticiler, ekiplerinin birlikte hareket etmesini arzu ederler. Çoğunlukla da kendileri gibi düşünsün, hissetsin ve hatta davransın isterler. “Bir olalım!” derken; “Benim gibi olun!” demiş olurlar. Kendilerine benzeyen çalışanları, diğerlerinden farklı bir yere koyarlar. Bütün çalışanlar, onların benimsediği gibi işyerini sahiplensin isterler. Bu hayallerine neredeyse hiçbir zaman ulaşamazlar.

Çalışan mutluluğunu sağlamanın maalesef sihirli bir yolu henüz bulunamadı. Ama okuduklarımdan anladığım kadarıyla yöneticilerin etkisi çok fazla. Ben de hemşerim gibi elimde bir fenerle, “insan odaklı yönetici” arayışına çıkmak istemiyorum. 🙂

İkarus hikayesi, genellikle ‘kendini bilmek’ ve ‘abartmamak’ gibi dersler vermek amacıyla anlatılmaktadır. Dilimizde ‘yüksekten uçmak’ ifadesi, palavra atmak veya çok abartmak anlamında da kullanılır. Heyecanla bahsettiğimiz bir konu hakkında, “Çok yüksekten uçuyorsun, biraz alçal!” eleştirisini alanlarımız olmuştur.

“Kim bilir daha nice dersler edindik bisiklete binerken, düşerken ve kalkıp yeniden başlarken. O yaşlarda edindiğimiz deneyimlerin sermayesini kullanıyoruz ileri yaşlarımızda… Bisiklet; dengeyi çağrıştırıyor bana, durursam dengemi kaybedeceğimi… Ne zaman hızlanıp ne zaman yavaşlayacağımı hatırlatıyor…”

Ekip arkadaşı ararken üstü örtülü şekilde sorduğumu fark ettiğim bir sorudur: Acaba proje kültürü var mı?

Görev tanımını yerine getireceğine inanan adaylar başvuru yaptığına göre; iş ilanında yer alan hususları sorduğumuzda alacağımız yanıtlar birbirinden çok farklı olmayacaktır. Bu nedenle ekip çalışması için elzem olan yeteneklere sahip arkadaşları keşfetmeye odaklanmayı daha anlamlı buluyorum…