Güneşli bir Eylül sabahında sevinç ve gururla karışık duygularla “Güney Kampüs’e” giriş yapıyordum. Yeşillikler arasında boğazın mavisi karşıladığında mutluluğum bir kademe daha artmıştı. Yeterlilik sınavına girmeyi ve hazırlık okumadan bölüm derslerine başlama düşüncem, kampüsün muhteşemliği ile aklımdan uçuverdi.
Ekip arkadaşı ararken üstü örtülü şekilde sorduğumu fark ettiğim bir sorudur: Acaba proje kültürü var mı?
Görev tanımını yerine getireceğine inanan adaylar başvuru yaptığına göre; iş ilanında yer alan hususları sorduğumuzda alacağımız yanıtlar birbirinden çok farklı olmayacaktır. Bu nedenle ekip çalışması için elzem olan yeteneklere sahip arkadaşları keşfetmeye odaklanmayı daha anlamlı buluyorum…
İki yıl önce emekli olmuştu. Alışkanlıkların kolay terk edilemediğini ispatlarcasına her sabah erkenden uyanıyordu. Çayı ocağa koyuyor, balkona geçiyor ve iki sokak ilerideki okulun bahçesinden yükselen sesleri dinliyordu. Kim bilir belki de çocuk cıvıltısı onu gençleştiriyor ve coşkusunu artırıyordu.
Kültür, bir organizasyona derinden yerleşmektedir. Kültürü oluşturan değerler, inançlar, gelenekler, uygulamalar ve süreçler iç içe geçmiş durumdadır. Bu karmaşık görüntü yanında, alışkanlıklardan vazgeçmenin zorluğu ve değişikliklere gösterilen direnç nedeniyle kültürel dönüşüm hayal edildiği kadar kolay gerçekleşememektedir.
Her canlı bir başka canlıya ihtiyaç duyar. Tüketiciler; girişimcilere, girişimciler; çalışanlara; çalışanlar; işverenlere…Bu karmaşık ilişkilerin sağlıklı devam etmesi için gerekli enerji ise “karşılıklı saygı”dır.
Proje kimliğimin bir parçası olduğundan beri birçok arkadaşımdan duyduğum bir cümledir: “Proje yazmak istiyorum. Bana da gösterir misin?”
Proje kültürünün yaygınlaşması sevindirici bir gelişme. Kaynakların tahsisinde proje mantığının aranması çok önemli. Bu aşamada proje yazarlarına büyük görev düşüyor. Proje yazarlığının doğru anlaşılmasını önemsiyorum. Bu yazımda 7 özelliğe odaklanmakla yetiniyorum.
Öyle insanlar tanıdım ki fikirleri çığır açıcı… Bu insanlar henüz dünyaca ünlü değil ve milyonlarca takipçisi de yok. Aksine, konuştukça görülüyor hazineleri ve defineci olmaya itiyorlar dinleyenlerini…
Biz ne kadar hızlı olmak istesek de dünya var olduğundan beri “aynı” hızda (1670 km/saat) dönmeye devam ediyor. Karacaoğlan da söylemişti aslında: “Dünya dönüyor, sen ne dersen de.”
Sanırım 9 yaşındaydım. Okuldan gelmiş ve hava kararana kadar top oynamıştım. Sokak lambalarının ışığı da topu görmemize yardımcı olmayınca eve gitme vakti gelmişti. Tam ellerimi sabunla köpürterek yıkıyorken elektrik kesildi…