Kültürümüzde zorluklar üst üste geldiğinde “imtihan” olarak yorumlamak genel bir anlayış olarak gözlenmektedir. Böyle durumlarda sergileyeceğimiz davranışlar da kişiliğimizi ve hayatımızın devamını şekillendirmektedir. Son yaşanan deprem felaketi ve ardından yaşanan hayatta kalma çabaları; toplumun büyük bir kısmı tarafından “imtihan” olarak ele alınmış olabilir. Burada asıl soru şu olmalı: Bu, kimin imtihanı?
Mevcut işimde hangi görevleri kendi tarzıma ve kurum hedeflerine uygun değiştirirsem mutlu ve verimli olurum? Nasıl bir iletişim davranışı geliştirirsem işte geçirdiğim zamanın nasıl geçtiğini unutur ve performansımı artırırım? Rutine düşmüş ve artık sıkıcı hale gelmeye başlamış olan işleri neden yapıyorum? Bu işlerin katma değeri ve anlamı nedir? Nelere fayda sağlıyor ve nasıl bir katma değer üretiyorum?
Ömürde sona yaklaşınca anladık sırrı
Mutlu etmekti sır: beklentisiz, başkalarını
Artık yazılmalıydı yeni bir eser mutluluk temalı
“Mutlu et yeter” diye konulmalı başlığı
Beş altı yaşlarında olmalıyım. Kırmızı ışıkta duran aracımızın arka sağ camından yandaki araçları incelerken birden frenin tutmadığını ve arabanın geriye doğru gittiğini düşündüm. “Arka bölüme neden fren pedalı koymazlar ki!” diye de aklımdan geçirmiş olabilirim.
…
Yanımdasın, susuyorsun
Susuyor, konuşmuyorsun
Bakıyor, görmüyorsun
Dokunsan donacağım
…
Bu bir özgeçmiş ya da otobiyografi yazısı değildir. Çok küçük yaşlardan itibaren merak ettiğimiz bir soruya yanıt bulma çabasına küçük bir katkı olarak ele alınmıştır.
Aşırı tüketim de bir ihtiyaçtır! Tüketim çılgınlığı hastalığının, farklı olma, üstün olduğunu gösterme hastalığının ruhlarda açtığı kara deliği doyurma güdüsünün hafifletilmesinde başvurulan bir ihtiyaçtır. Ama öyle bir durumdur ki bu; tuzlu su misali içtikçe daha da susatır!
Buffet, Gates, Drucker gibi uzmanların iş dünyası ve kişisel gelişim ile ilgili tespitlerinden sıkça faydalanıyoruz. İş hayatı, kişilik ve girişimcilik gibi konulara Barış Manço’nun dizeleriyle farklı bir pencereden bakmak isterseniz, lütfen buyrun…
Neşet Ertaş muhteşem yorumuyla bize “Tatlı dile, güler yüze doyulur mu, doyulur mu? diye soruyordu. Cevabı çok net olan bu soruyu; günümüzün yükselen teknoloji gücü olan Çin’e sorduğumuzda bize ilke edindikleri bir atasözü ile cevap vereceklerdir: GÜLMESİNİ BİLMEYEN, DÜKKAN AÇMASIN!
Stoklarını takip edemeyen ve tedarik zincirini aksatan bir işletmeye yönelik müşteri şikayetleri; Farid Farjad’ ın kemanı gibi yürekleri sızlatıyor mudur? Müzik evrensel ve işletmelerin sorunları benzerdir. İnişli çıkışlı işletme hayatında her müzik tarzına elbette yer olacaktır.