Taviz veremeyeceğimiz bir noktaya geldiğimizde, “Orada dur! Orası benim kırmızı çizgimdir!” gibi ifadeleri duymayanımız yoktur. Peki, bu “kırmızı çizgi” nereden çıktı? Neden başka bir renk değil de kırmızı? Gerçekten geçilemeyen bir çizgi mi?
Etiket: işletme kültürü
Öğrenmenin itici gücü olan merak duygumuzu, başkalarının hayatları üzerine odaklamak yerine, insanlığın ortak faydasına yönelik çözümler üretmeye kullanmamız gerektiğini düşünüyorum.
Yöneticiler, ekiplerinin birlikte hareket etmesini arzu ederler. Çoğunlukla da kendileri gibi düşünsün, hissetsin ve hatta davransın isterler. “Bir olalım!” derken; “Benim gibi olun!” demiş olurlar. Kendilerine benzeyen çalışanları, diğerlerinden farklı bir yere koyarlar. Bütün çalışanlar, onların benimsediği gibi işyerini sahiplensin isterler. Bu hayallerine neredeyse hiçbir zaman ulaşamazlar.
Yönetimlere araba alegorisinden önemli dersler çıkıyor. Şirketlerinin direksiyonunu tuttukları için olması gerekenden daha hızlı ve ters yöne manevra yaptıklarında; arabadaki yolcularının sarsılmasına yol açabilirler. Dahası araç yoldan çıkabilir ve telafisi mümkün olmayan kazalar meydana gelebilir.
Bir müşteri almış maaşını ve elinde bir ihtiyaç listesi ile çıkmış çarşı pazara… Gayet mutlu ve istekli, giriyor bir dükkâna… Bir çikolata ile çocuğunun gülümsemesini dolduruyor sepete… Yumurta alırken hafta sonu yapacağı kahvaltının aile huzurunu… Kuruyemiş alırken de bir dost meclisinde gönüllere hitap eden muhabbeti…
Çalışan mutluluğunu sağlamanın maalesef sihirli bir yolu henüz bulunamadı. Ama okuduklarımdan anladığım kadarıyla yöneticilerin etkisi çok fazla. Ben de hemşerim gibi elimde bir fenerle, “insan odaklı yönetici” arayışına çıkmak istemiyorum. 🙂
Bu yazımda sizlerle, beni mutlu eden ve gülümseten bir hikayeyi paylaşmak istiyorum. Hikayede çorba var… planlama var… dönüşüm ekonomisi var… sürdürülebilirlik var… kaynak verimliliği de var… Dönüşüm yolculuğuna destek olmaya çalıştığım bir işletmemizde sorun ve hedef analizleri, stratejiler, iş tanımları, görev dağılımları gibi tekniklerle ilerliyorduk. Bu teknikler, işletmenin gelişimi ve […]
Sürdürülebilir gelişim için proje kültürünün yerleşmiş olması gerekmektedir.
Dingin bir şekilde okumalarımı yaparken sokaktan yükselen köpek çığlığı ile dikkatim dağıldı. Camdan izlediğimde kavgada canı yanmış olan köpeğin yardımına koştuğunu gördüm. Bir kısmı da diğer köpeğe karşı öfke doluydu. Bazıları intikam hırsıyla köpeğe fırlatmak için taş arıyordu…
İkarus hikayesi, genellikle ‘kendini bilmek’ ve ‘abartmamak’ gibi dersler vermek amacıyla anlatılmaktadır. Dilimizde ‘yüksekten uçmak’ ifadesi, palavra atmak veya çok abartmak anlamında da kullanılır. Heyecanla bahsettiğimiz bir konu hakkında, “Çok yüksekten uçuyorsun, biraz alçal!” eleştirisini alanlarımız olmuştur.