Taviz veremeyeceğimiz bir noktaya geldiğimizde, “Orada dur! Orası benim kırmızı çizgimdir!” gibi ifadeleri duymayanımız yoktur. Peki, bu “kırmızı çizgi” nereden çıktı? Neden başka bir renk değil de kırmızı? Gerçekten geçilemeyen bir çizgi mi?
Yazar: fatihcatal
İlgili haber paylaşımı https://kavakmyo.samsun.edu.tr/kavak-myoda-is-becerikliligi-ile-is-hayatina-hazirlik-konulu-seminer-duzenlendi/
Öğrenmenin itici gücü olan merak duygumuzu, başkalarının hayatları üzerine odaklamak yerine, insanlığın ortak faydasına yönelik çözümler üretmeye kullanmamız gerektiğini düşünüyorum.
Günümüz dünyası, entelektüel birikimi güçlü bireylere her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Ancak bu noktada bir tartışma var: İnsanlar yalnızca tek bir alanda mı derinleşmeli, yoksa her konuda az çok fikir sahibi mi olmalı?
Çocukluğu doğu kültüründen etkilenen bireyler iş hayatına atıldıklarında iletişim kalıpları da dolaylı ve örtük yapıda oluyor. Bu yaklaşımın; sorun tespitinde ve kök soruna ulaşmada ek bir zaman maliyetine neden olduğunu düşünüyorum. İş hayatından örneklere bakalım:
Yöneticiler, ekiplerinin birlikte hareket etmesini arzu ederler. Çoğunlukla da kendileri gibi düşünsün, hissetsin ve hatta davransın isterler. “Bir olalım!” derken; “Benim gibi olun!” demiş olurlar. Kendilerine benzeyen çalışanları, diğerlerinden farklı bir yere koyarlar. Bütün çalışanlar, onların benimsediği gibi işyerini sahiplensin isterler. Bu hayallerine neredeyse hiçbir zaman ulaşamazlar.
Hayatımız seçimlerle doludur. Büyük ya da küçük, her gün onlarca karar veriyoruz. Ancak çoğu zaman, seçmediğimiz alternatiflerin maliyetini gözden kaçırıyoruz. Bu görünmeyen maliyete fırsat maliyeti denir. Fırsat maliyeti, yapılan bir seçimin sonucu olarak vazgeçilen en iyi diğer alternatifin değeridir. Yani, seçtiğimiz her şeyin, seçmediğimiz şeylere göre bir bedeli vardır.
Yönetimlere araba alegorisinden önemli dersler çıkıyor. Şirketlerinin direksiyonunu tuttukları için olması gerekenden daha hızlı ve ters yöne manevra yaptıklarında; arabadaki yolcularının sarsılmasına yol açabilirler. Dahası araç yoldan çıkabilir ve telafisi mümkün olmayan kazalar meydana gelebilir.
Bir müşteri almış maaşını ve elinde bir ihtiyaç listesi ile çıkmış çarşı pazara… Gayet mutlu ve istekli, giriyor bir dükkâna… Bir çikolata ile çocuğunun gülümsemesini dolduruyor sepete… Yumurta alırken hafta sonu yapacağı kahvaltının aile huzurunu… Kuruyemiş alırken de bir dost meclisinde gönüllere hitap eden muhabbeti…
Çalışan mutluluğunu sağlamanın maalesef sihirli bir yolu henüz bulunamadı. Ama okuduklarımdan anladığım kadarıyla yöneticilerin etkisi çok fazla. Ben de hemşerim gibi elimde bir fenerle, “insan odaklı yönetici” arayışına çıkmak istemiyorum. 🙂