Günlük hayatta kurduğumuz cümlelerin yüzde kaçı soru cümlesi? Merakımızı, araştırma tutkumuzu kaybediyor muyuz? Sorduğumuz soruların içeriği neyle ilgili: magazinle, başkalarının hayatlarıyla mı; yoksa daha iyi bir gelecek, gelişim ve anlam arayışıyla mı?

•  Öğrenen organizasyon nedir, neden bu kadar önemli?•  Öğrenmenin önündeki görünmeyen engeller neler?•  Öğrenme engellerini nasıl aşabiliriz?•  Zihinsel modeller bizi nasıl yanıltıyor?•  Neden her kurum öğrenen organizasyon olmalı?•  Bu dönüşüm için nasıl bir kurum kültürü gerekir?•  Nereden başlamalı, ilk adım ne olmalı?

🔹İşletme kültürü çalışanlar ve kurum için neden kritik?🔹Güven ve sorumluluk bilinci nasıl güçlenir?🔹Saygı, adalet ve açık iletişim nasıl korunur?🔹Sürekli öğrenme ve gelişim kültürü nasıl teşvik edilir?🔹Takım ruhu ve sinerji ortak hedeflere ulaşmada nasıl rol oynar?

Hepimiz iş hayatında zaman zaman “Bu işi biraz daha bana göre hale getirebilsem çok daha mutlu olurdum.” hissine kapılmışızdır. Çalışan mutsuzluğunun arttığı bir dönemde doktora çalışmama tez konusu arıyordum ve karşıma Job Crafting kavramı çıkmıştı.

Yol kıvrılmaya, ağaçlar yerini boz yamaçlara bırakmaya başladığında dilime bir Neşet Ertaş türküsü dolandı. “Bozkırın Tezenesi” denince, bozkır manzarasıyla kurduğum bağ sanırım bu çağrışımı yaptı. Mırıldanıyordum: “Doyulur mu? Doyulur mu?…”

Bir ortamdayız, yeni kişilerle tanışıyoruz. Adımızı öğrendikten sonra genellikle ilk soru “Nasılsınız?” olur. Hemen ardından da ne iş yaptığımız merak konusudur. Toplum olarak hal hatır sormayı da iyi biliyoruz, işimizin hayatımızın merkezinde olduğunu da…

Benim için ise tik işareti, özellikle öğrenen organizasyon hedefine ilerlemek isteyenlerle yaptığım görüşmelerde çok işe yarayan bir metafor. Nitelikli insan kaynağına yatırım ya da sistem kurulumunu önerdiğim hemen her durumda şu cümlelerle karşılaşıyorum: