Hepimiz iş hayatında zaman zaman “Bu işi biraz daha bana göre hale getirebilsem çok daha mutlu olurdum.” hissine kapılmışızdır. Çalışan mutsuzluğunun arttığı bir dönemde doktora çalışmama tez konusu arıyordum ve karşıma Job Crafting kavramı çıkmıştı.

Uzun zamandır, davranışlar ve işletme kültürü üzerine çalışıyorum. Bu becerilerin kazanılmasının öyle yumuşak (soft) bir süreç olmadığına şahit oluyorum.

Benim için ise tik işareti, özellikle öğrenen organizasyon hedefine ilerlemek isteyenlerle yaptığım görüşmelerde çok işe yarayan bir metafor. Nitelikli insan kaynağına yatırım ya da sistem kurulumunu önerdiğim hemen her durumda şu cümlelerle karşılaşıyorum:

Baklavayı kim sevmez? Hele de şerbeti kararında, çıtır yufkalıysa… İlk dilimi yerken mutluluğunuz katlanır. İkinci dilim de keyiflidir. Üçüncü dilimde “eh, fena değil” dersiniz. Ama dördüncüye geldiğinizde o keyif azalmaya başlar. Beşinciyi ise çoğu kişi istemez bile. İşte ekonomide “azalan marjinal fayda” denilen kavram tam da budur: Bir şeyden ne kadar çok tüketirseniz, her yeni birim size daha az haz verir.

İşimizin başına geçtiğimizde “Burası tam bana göre!” demeyi hangimiz istemeyiz? Bilimsel çalışmalar, bu hissi güçlendiren iki anahtar kavrama işaret ediyor: psikolojik sermaye ve iş becerikliliği. Ben de doktora tez çalışmamda otel çalışanlarıyla yürüttüğüm araştırmada bu iki kavramın birlikte yaşam doyumunu nasıl artırdığını ortaya koymuştum.

Müşteri: “Ama bu vidaları kullanmamışsın, gerekli değil mi?”Usta: “Merak etme kardeşim, eskisinden daha iyi oldu.”Sizin de başınıza gelmiştir böyle bir durum. “Madem bu vidalar olmadan da oluyordu, neden fabrikada monte edilmiş ki?” diye sormadan edemeyiz değil mi? Usta “Merak etme!” der ama biz insanlar merak etmeye programlıyız.Benzer bir sahne, ürünü […]

Geçtiğimiz hafta ailemle birlikte Çanakkale Şehitliği’ni ziyaret ettim. Her adımda, toprağa düşmüş bir hayatın hikâyesi vardı. Henüz çocuk yaşta vatan için cepheye koşan, annesinin sıcak yemeğinden, babasının gölgesinden uzak gencecik askerler… O mezar taşlarında sadece bir savaş değil; inanç, sadakat ve iliklere kadar sahiplenilen bir ülke vardı.

Evet, ertelemenin zararlarını hepimiz duymuşuzdur. Ancak her erteleme zararlı değildir; bazı durumlarda “akıllıca erteleme” hayat kurtarıcı olabilir. Yüksek stres altında hızlıca verilmiş kararlar, geri dönülmesi zor hatalara neden olabilir. Böyle anlarda karar vermeyi bilinçli olarak ertelemek, duyguların yatışmasını ve daha sağlıklı değerlendirme yapılmasını sağlar.

Bugün, mali kavramların hayatımızdaki etkisinin arttığı bir dönemden geçiyoruz. Rakamların taşıdığı anlam ve ağırlık şimdilerde çok daha yüksek. Bunun farkında olanlar yola devam edebilecekler, ancak para yönetimini yalnızca ciro ve kar ekseninde değerlendirenler ise  maalesef kısa süre sonra kendilerini “Bu konkordato da nedir?” sorusuyla başlayan bir sürecin içinde bulacak gibi…