Günlerimi al ama dakikamı asla!

Bir gün dedem telefonun yanındaki kolu çevirdi. Karşısına santral binasından bir görevli çıktı. Ona bir numara verdi ve “Bana bağla.” dedi. Sonradan bu santrali de gördüm. İki kutu vardı. İçi kablolarla dolu, bir bulmaca gibiydi. Ben bu kutuları incelerken santralde telefon sesi duyuldu. Görevli ahizeyi kaldırdı.

Gerçek Yatırımcı Kim?

Önceki yazılarımı okuyanlar artık bu tür çıkışlarıma şaşırmıyordur sanırım. Çok fazla bakılmayan yerlere bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Şimdi farklı bir açıdan bakalım.

Kurallar Uymak İçindir!

Bu yazının başlığını özellikle seçtim. Yıllar önce gençlik dizilerinden birinde sıkça dile getirilen “Kurallar çiğnenmek içindir!” anlayışının bugün bizi getirdiği noktayı hepimiz görüyoruz. O dönem kuralların varlık nedenini iyi anlatamamış olmalıyız ki bugün kurallara karşı vurdumduymazlık sınır tanımıyor.

•  Öğrenen organizasyon nedir, neden bu kadar önemli?•  Öğrenmenin önündeki görünmeyen engeller neler?•  Öğrenme engellerini nasıl aşabiliriz?•  Zihinsel modeller bizi nasıl yanıltıyor?•  Neden her kurum öğrenen organizasyon olmalı?•  Bu dönüşüm için nasıl bir kurum kültürü gerekir?•  Nereden başlamalı, ilk adım ne olmalı?

🔹İşletme kültürü çalışanlar ve kurum için neden kritik?🔹Güven ve sorumluluk bilinci nasıl güçlenir?🔹Saygı, adalet ve açık iletişim nasıl korunur?🔹Sürekli öğrenme ve gelişim kültürü nasıl teşvik edilir?🔹Takım ruhu ve sinerji ortak hedeflere ulaşmada nasıl rol oynar?

“Of ya… yine mi toplantı!” şeklinde algılanan toplantılara son verebilmek ve değer üreten buluşmalara evirmek için neler yapabiliriz? “London School of Economics and Political Science tarafından yayımlanan güncel raporda iş toplantılarının üçte birinden fazlası (%35’i) verimsiz kabul edilmektedir. Yalnızca Amerika Birleşik Devletleri’nde verimsiz toplantıların işletmelere yıllık toplam maliyetinin 259 milyar […]

Aslında bu soru, toplumun yalnızca küçük bir bölümünü ilgilendirmeliydi. Henüz iş tecrübesi olmayanların, ortalama yaşam standartlarını sürdürebilmeleri için gerekli temel giderlerini karşılayacak bir ücret olarak görülmeliydi. Adı üstünde “asgari” bir ücret; yani asgari bir kesimi ilgilendirmesi gerekmez mi?

Hepimiz iş hayatında zaman zaman “Bu işi biraz daha bana göre hale getirebilsem çok daha mutlu olurdum.” hissine kapılmışızdır. Çalışan mutsuzluğunun arttığı bir dönemde doktora çalışmama tez konusu arıyordum ve karşıma Job Crafting kavramı çıkmıştı.

Yol kıvrılmaya, ağaçlar yerini boz yamaçlara bırakmaya başladığında dilime bir Neşet Ertaş türküsü dolandı. “Bozkırın Tezenesi” denince, bozkır manzarasıyla kurduğum bağ sanırım bu çağrışımı yaptı. Mırıldanıyordum: “Doyulur mu? Doyulur mu?…”

Bir ortamdayız, yeni kişilerle tanışıyoruz. Adımızı öğrendikten sonra genellikle ilk soru “Nasılsınız?” olur. Hemen ardından da ne iş yaptığımız merak konusudur. Toplum olarak hal hatır sormayı da iyi biliyoruz, işimizin hayatımızın merkezinde olduğunu da…