Yapay zekâ ile başlamayan bir yazı yazamaz olduk. Zekâ yapay olunca, onun ürettikleri de ister istemez “yapay” diye etiketleniyor. Peki, yapay ne anlama geliyor?
• Öğrenen organizasyon nedir, neden bu kadar önemli?• Öğrenmenin önündeki görünmeyen engeller neler?• Öğrenme engellerini nasıl aşabiliriz?• Zihinsel modeller bizi nasıl yanıltıyor?• Neden her kurum öğrenen organizasyon olmalı?• Bu dönüşüm için nasıl bir kurum kültürü gerekir?• Nereden başlamalı, ilk adım ne olmalı?
🔹İşletme kültürü çalışanlar ve kurum için neden kritik?🔹Güven ve sorumluluk bilinci nasıl güçlenir?🔹Saygı, adalet ve açık iletişim nasıl korunur?🔹Sürekli öğrenme ve gelişim kültürü nasıl teşvik edilir?🔹Takım ruhu ve sinerji ortak hedeflere ulaşmada nasıl rol oynar?
“Of ya… yine mi toplantı!” şeklinde algılanan toplantılara son verebilmek ve değer üreten buluşmalara evirmek için neler yapabiliriz? “London School of Economics and Political Science tarafından yayımlanan güncel raporda iş toplantılarının üçte birinden fazlası (%35’i) verimsiz kabul edilmektedir. Yalnızca Amerika Birleşik Devletleri’nde verimsiz toplantıların işletmelere yıllık toplam maliyetinin 259 milyar […]
Aslında bu soru, toplumun yalnızca küçük bir bölümünü ilgilendirmeliydi. Henüz iş tecrübesi olmayanların, ortalama yaşam standartlarını sürdürebilmeleri için gerekli temel giderlerini karşılayacak bir ücret olarak görülmeliydi. Adı üstünde “asgari” bir ücret; yani asgari bir kesimi ilgilendirmesi gerekmez mi?
Öyle kapıldık ki değişimin rüzgârına, her şeyin değiştiğine inandık.
Oysa bazı şeyler binlerce yıldır yerinden bile oynamadı.
Hepimiz iş hayatında zaman zaman “Bu işi biraz daha bana göre hale getirebilsem çok daha mutlu olurdum.” hissine kapılmışızdır. Çalışan mutsuzluğunun arttığı bir dönemde doktora çalışmama tez konusu arıyordum ve karşıma Job Crafting kavramı çıkmıştı.
Trafikte gece yolculuğu yapanlar iyi bilir: Uzun farlar açık kaldığında karşıdan gelen sürücü rahatsız olur ve sizi uyarır. Siz kısalara dönmezseniz, o da uzunları yakar.
Yol kıvrılmaya, ağaçlar yerini boz yamaçlara bırakmaya başladığında dilime bir Neşet Ertaş türküsü dolandı. “Bozkırın Tezenesi” denince, bozkır manzarasıyla kurduğum bağ sanırım bu çağrışımı yaptı. Mırıldanıyordum: “Doyulur mu? Doyulur mu?…”
Bir ortamdayız, yeni kişilerle tanışıyoruz. Adımızı öğrendikten sonra genellikle ilk soru “Nasılsınız?” olur. Hemen ardından da ne iş yaptığımız merak konusudur. Toplum olarak hal hatır sormayı da iyi biliyoruz, işimizin hayatımızın merkezinde olduğunu da…