Uzun zamandır, davranışlar ve işletme kültürü üzerine çalışıyorum. Bu becerilerin kazanılmasının öyle yumuşak (soft) bir süreç olmadığına şahit oluyorum.
Benim için ise tik işareti, özellikle öğrenen organizasyon hedefine ilerlemek isteyenlerle yaptığım görüşmelerde çok işe yarayan bir metafor. Nitelikli insan kaynağına yatırım ya da sistem kurulumunu önerdiğim hemen her durumda şu cümlelerle karşılaşıyorum:
Oysa öğrenmek, insanı diri tutar.
Merak etmek, yaşadığını hissettirir.
Basit bir gözlemle başlar her şey.
Baklavayı kim sevmez? Hele de şerbeti kararında, çıtır yufkalıysa… İlk dilimi yerken mutluluğunuz katlanır. İkinci dilim de keyiflidir. Üçüncü dilimde “eh, fena değil” dersiniz. Ama dördüncüye geldiğinizde o keyif azalmaya başlar. Beşinciyi ise çoğu kişi istemez bile. İşte ekonomide “azalan marjinal fayda” denilen kavram tam da budur: Bir şeyden ne kadar çok tüketirseniz, her yeni birim size daha az haz verir.
Bir gün kızımın oyuncak gitarı bozulmuştu. Eskiden bozulan eşyalar tamir edilirdi, ama artık çoğu ya çöpe gidiyor ya da yenisi alınıyordu. Yine de şehrin merkezindeki bir iş hanının bodrum katında hâlâ elektronik tamiri yapan bir ustanın olduğunu duymuştum. Şansımı denemek istedim. Oyuncağı alıp küçük dükkâna gittim.
İşimizin başına geçtiğimizde “Burası tam bana göre!” demeyi hangimiz istemeyiz? Bilimsel çalışmalar, bu hissi güçlendiren iki anahtar kavrama işaret ediyor: psikolojik sermaye ve iş becerikliliği. Ben de doktora tez çalışmamda otel çalışanlarıyla yürüttüğüm araştırmada bu iki kavramın birlikte yaşam doyumunu nasıl artırdığını ortaya koymuştum.
Mayıs ayıydı. Kampüsün Bebek kapısından çıkıp boğazın keyfini çıkararak yürürken, lüks bir arazi aracının orta refüj üzerinden atlayarak ani bir U dönüşü yaptığına tanık oldum. Trafikteki diğer araçları tehlikeye atmasına rağmen sürücü, bunun kendisi için sorun olmayacağına emindi.
Günümüzde çoğu zaman unvan peşinde koşarken, o unvanın aslında neyi temsil ettiğini, ne kadar büyük bir sorumluluk taşıdığını gözden kaçırabiliyoruz. Oysa hangi pozisyonda olursak olalım, hepimiz bize verilen işi “emanet” gibi korumalıyız.
Müşteri: “Ama bu vidaları kullanmamışsın, gerekli değil mi?”Usta: “Merak etme kardeşim, eskisinden daha iyi oldu.”Sizin de başınıza gelmiştir böyle bir durum. “Madem bu vidalar olmadan da oluyordu, neden fabrikada monte edilmiş ki?” diye sormadan edemeyiz değil mi? Usta “Merak etme!” der ama biz insanlar merak etmeye programlıyız.Benzer bir sahne, ürünü […]
Geçtiğimiz hafta ailemle birlikte Çanakkale Şehitliği’ni ziyaret ettim. Her adımda, toprağa düşmüş bir hayatın hikâyesi vardı. Henüz çocuk yaşta vatan için cepheye koşan, annesinin sıcak yemeğinden, babasının gölgesinden uzak gencecik askerler… O mezar taşlarında sadece bir savaş değil; inanç, sadakat ve iliklere kadar sahiplenilen bir ülke vardı.